Türkçeci Günlüğü

26 Ocak 2009

Türkçe F Klavyenin Ölümü

Kategori: F KLAVYE — turkceci @ 12:47 am
Tags: , , ,

Türkçe F Klavyenin Ölümü

Türkiye, daktilo tuşları sıralamasında ölçünlü (standart) olarak kabul ettiği F klavyeyi 1955 (20 Ekim 1955) yılında seçmişti. Türkiye’deki tüm daktilo makinelerinin ulusal klavyeye dönüştürülmesi, 1963 yılında Gümrükler yasasına eklenmesi ve 1974 yılında Türk Standartları Enstitüsü (TSE) tarafından zorunlu standart olarak kabul edilmesiyle kesinleşmiştir. TSE’nin 1978-79′daki düzenlemeleri bilgisayarları da içine alacak niteliktedir. Klavyedeki tuş sayısı ne olursa olsun, şekildeki Türk abecesi harflerinin ve rakamlarının yerleri değiştirilemez. Diğer tuşların yerleri ve üzerindeki bilgiler önceden belirtilmek ve şekildeki yerleştirime uygun olmak kaydıyla düzenlenebilir.

Yirmi beş yıllık bir mücadelenin sonunda kendisine inananların da yardımı ile o günlerde “klavye devrimi” olarak anılan bu ölçünü gerçekleştiren İhsan Sıtkı Yener, yabancı uzmanların da bulunduğu bir komisyon çalışmasıyla Türkçede kullanılmakta olan 29.934 sözcük içinde hangi harften kaçar adet bulunduğunu saptadıktan sonra, parmakların güçleri ve hareket özelliklerini de esas alarak harfleri parmaklara yerleştirmiştir.

Ellerin kullanım yüzdesi de hesaba katılarak yapılan klavyede sol el yaklaşık %49, sağ elde %51 oranında kullanılacak biçimde harfler yerleştirilmiştir. Türkçenin sesçil (fonetik) özelliğine uygunluk açısından sesli harfler sol elde toplanmıştır. 1956′dan itibaren uluslararası daktilografi yarışmalarında Türkiye 28 defa dünya birincisi olmuş ve 14′ünde de dünya rekorunu kırmıştır.

Bu aslında daktilo (yazı makinesi) kültürünün yerelleştiğinin açık bir kanıtıydı. Çünkü daha önceleri piyasada bulunan yazı makinelerinin çoğunluğu Fransız piyasası için üretilen A-klavye tuş düzenine (AZERTY) sahipti. Ama bu düzen Türkçede kullanılan sesli ve sessiz harflerin sıklığıyla uyumsuz olduğundan, Türkçe yazarken zorluk çıkarıyordu. O günlerde oluşturulan bir kurul, Türkçe’ye çok daha uyumlu olan F klavye düzenini benimsedi ve yıllardır da herkes buna alışmıştı. Peki, ne oldu da, yine bir başka Batı dili olan İngilizce’yi temel alan Q klavye benimsenmeye başlandı?

Kültürümüz bir Batılı öğe ile karşılaştığında, olduğu düşünülen tutucu yapısını kolaylıkla terk edebiliyor. Örneğin, kimse sokaklara dökülüp klavyemi isterim diye gösteri yapmıyor. Ama radyomu isterim diye arabalarına siyah kurdeleleri hemen takabiliyorlar.

Q klavyede Türkçe harflere bulunan çözüm ise içler acısı. Bu da bizi ikinci kültürel özelliğimizle baş başa bırakıyor. Bulunan çözümler hem derme çatma, hem de uzun vadeli hiçbir düşünce kırıntısı içermiyor. Örneğin Q klavyede Türkçe harfler için bulunan çözüm, klavyenin sol tarafındaki bir dizi noktalama işaretinin yerini oynatmaktan ibaret. Yani “ğ”, “ş”, “ç” gibi harfler gidiyor, bir noktalama işaretinin yerine yerleşiveriyorlar. Kesin olan, bu yerleşimlerde herhangi bir ergonomik (işbilimsel) kaygının olmadığı, çünkü harfler kullanım sıklığına göre değil, erken gelen oraya oturur mantığıyla yerleştirilmiş.

Hele bizim “i”nin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir, İngilizce’de büyük I diye bir harf olmadığından bu harfin küçüğü “i”, büyüğü ise “I” olur. Oysa bizim uyarlamamızda, Amerikan klavyesindeki “i” harfi, bizde “ı” ve “I” oluveriyor, “i” ve “İ” ise ilişkisiz bir noktalama tuşunun üstüne konduruluveriyor.

Gazetelerdeki daktilo ve bilgisayar kursları incelendiğinde, bu kursların bilgisayar kullanılarak verildiği ve Q klavye ile on parmak öğretildiği görülüyor. Türkiye’de satılan bilgisayarların ezici çoğunluğu Amerikan Q klavyesi (yani sol üstteki tuşların sırası QWERTY olan tuş düzeni) ile birlikte satılıyor. Buna eklenen Türkçe harflerle bilgisayarlar Q Türkçe klavye adıyla sunuluyor. Bizim kırk üç yıldır kullandığımız F klavyenin ise (FGĞIOD olan tuş düzeni) artık esamisi bile okunmuyor. F klavye ile satılan tek bilgisayar, pazar payı %2′yi bile geçmeyen Macintosh, Windows’ta ise F klavye ancak özel istekle alınabiliyor.

Microsoft Türkiye’den verilen bilgiye göre, 1993′den bu yana tüm sürümlerinde Türkçe F klavye desteği bulunmakta olup bu konuda çarpıcı bazı gözlemleri de var. Yazı makinesi kullanıcı kökeninden gelen, kırk beş yaşını aşmış kullanıcılar ve kamu kuruluşları, yeni bilgisayar alır ya da kullanırken F klavyeyi seçiyorlar. Gençlik kesimi ve özel kesim ise, seçimini Q klavye yönünde yapıyor. Bir önemli not da, bildiğimiz ölçüde, Türk Standartlar Enstitüsü’nün de, ölçünlü olarak F klavyeyi kabul etmesi.

“Neden F klavye olmalı!” diyenlerin gerekçelerini, izleyen satırlar güzel Özetliyor:

“Türkçe için en uygun klavye biçimi. En çok kullanılan a,e,i,u gibi ünlü harflere hemen ulaşılır. Bunun dışında genel olarak klavyenin sol tarafında ünlü harfler, sağ tarafında ünsüz harfler bulunur. Böylece yazımda olağanüstü bir hız ve rahatlık sağlanır.

Türkçede genel olarak sesli ve sessiz harfler / tümce içinde hemen hemen eşit sayıda bulunduğu için, klavye bu harfleri her iki ele de eşit miktarda dağıtır. Bu işbölümü sayesinde yorulmak nedir bilmeden saatlerce tıkır tıkır yazılabilir.

Q klavye İngilizce için tasarlandığından bu kolaylıkların hiçbirine sahip değildir. Bu yüzden el, Türkçe harflerde hem F klavye hızına yetişemez hem de herhangi bir ele fazla yüklenme olduğu için çabuk yorulur”

Serçe ve yüzük parmakları elimizin en işlevsiz parmakları olmasına karşın, Türkçe’de en fazla kullanılan harflerden biri olan “a” Q klavyede sol serçe parmağına denk gelir. Yine Q klavye için; Türkçe’de en az kullanılan harflerden biri olan “j” elin en etkin parmağı olan sağ işaret parmağına denk gelmektedir. Bunun gibi birçok elverişsizlik sayılabilir. Türkçe’de birçok sözcük Q klavye için en edilgen parmaklara dağılır. Bu yüzden Q klavyede on parmak Türkçe harf girmek deveye hendek atlatmaya benzer.

Q klavye kullanılmasını savunanlar ise bunu şöyle açıklıyorlar:

Uluslararası yaygın kullanıma sahip, dünya çapında ölçünleşmiş, ortak klavye biçimi. Yazı makinesi ve bilgisayarın dışındaki diğer yem uygulama (teknoloji) ürünleri ile de uyumlu. Gideceğiniz ülkeye göre yabancılık çekmeden kolayca kullanabileceğiniz, yeni teknoloji kullanımının olmazsa olmazı. Her yenilik çıktığında, hemen kullanabilmenizi sağlayan, farklı bir dil desteğini içeren sürümünün çıkmasını beklemenize gerek bırakmayan, yazım ön koşulu. Bir de doğal olarak halkımızın yeniliğe açık olmasının ve yeni uygulamaları hemen kullanma isteğinin doğal sonucu. Bu konuda, Orhan Tekelioğlu’nun yorumu bir harika: “Kültürümüz bir Batılı öğe ile karşılaştığında, olduğu düşünülen tutucu yapısını kolaylıkla terk edebiliyor” diyor.

Bir de 3. grup var bu konuda. Klavye, düşünceleri bilgisayara aktarmakta bir araçtır. “Önemli olan en kolay hangisi kullanılabiliyorsa, kullanıcı kendine göre birisini seçsin” diyen, her zamanki farklı yorumlarıyla dikkati çeken Hıncal Uluç, Sabah’ın köşe yazılarında bu konuya sıkça değinmektedir. Konu üzerinde yorumlarına sıkça rastladığımız, gazeteci Yurtsan Atakan da, farklı bir bakış açısı sunuyor bize: “Sorun, tüm Internet ve bilişim sektöründe Türkçe kullanım sorunudur. F ve Q klavye bu sorunun bir parçası sadece, Türkçe harflerin uluslararası ölçütlere zamanında girmemesi nedeniyle internette özellikle e-postada şu anda büyük sorunlar yaşanıyor. Harf bozulmalarına karşı, Türkçe harfler yerine aksan karşılıklarını kullanıyorlar. Bu da dil için bir tehdit. Önümüzdeki yıllarda klavye önemini yitirecek. Özellikle Microsoft’un yeni işletim dizgesi, el yazısı harflerini tanıman sesle komuta etmesine rağmen Türkçe’yi desteklemiyor.

Bu olayın en alaylı tarafı, Türkçe’nin bugünkü halini tartışanların İngilizce’nin Türkçe sözcükleri etkilemesinden, giderek bazı sözcüklere el koymasından dertlenenlerin, klavyedeki bu garabeti “klavye miyobu” oldukları için olsa gerek, hiç fark etmemeleridir. (Hürriyet Gazete Pazar, 4.4.1999, Orhan Tekelioğlu)

Bilgisayar Türkçesi İstemiyoruz F Klavyemi Geri Ver

Önce F klavyemize göz diktiler. Birkaç cent daha fazla kâr etmek için, İngilizce Q klavye üzerinde ufak tefek değişiklikler yaparak uyduruk bir klavye dizilişi yarattılar. Adına Türkçe Q klavye dediler ve tüketicinin bilgisizliğinden yararlanarak pazarladılar. Sonuçta uyduruk Türkçe Q klavye her yanı sardı, gerçek Türkçe F klavyenin yerine neredeyse standart oldu. Sonra İnternet’te yazışırken yepyeni bir sorunla karşılaştık. E-posta mesajlarında Türkçeye özel karakterlerin yerinde garip işaretler görmeye başladık. Bazı kullanıcılar bu sorundan kaçmak için Türkçe karakterlerin yerine aksak karşılıklarını, örneğin “ı” yerine “i”, “ğ” yerine “g”, “ş” yerine “s” kullanarak yazışmaya başladılar. Şimdi yepyeni teknolojiler var kapımızda.

Klavyeler yavaş yavaş çıkmaya başlayacak sıradan insanların hayatından. El yazısını tanıyan, söylenenleri anlayan bilgisayarlar çıkacak. İlk örnekleri görülmeye başladı bile. Tablet bilgisayarlar ve kimi avuç içi bilgisayarlar ekranlarına yazılan el yazısını tanıyorlar artık.

Tüketicini bilinçsizliği ve devletin duyarsızlığıyla Türkçe büyük bir tehdit altında. Zamanında üç kuruş araştırma, geliştirme yatırımı yapmamak için uyduruk Q klavyeyi piyasaya itekleyen bilişim ithalatçıları şimdi de Türkçe el yazısını tanımayan bilgisayarları ithal edip satıyorlar. Bu vurdumduymazlık bilinçsiz tüketicinin Q klavyeye alışıp gerçek Türkçe F klavyeyi kenara attığı gibi, Türkçe karakterler yerine aksak karşılıklarını kullanmaya alışıp Türkçe abeceyi mezara gömmesine yol açacak.

Milli Eğitim bakanı Hüseyin Çelik, 2002 yılında yayımladığı “F klavye genelgesinin göstermelik bir genelge olduğu kuşkusunu doğuran bir uygulamaya imza attı. Hatırlanacağı gibi bir yıl kadar önce Emre Kongar, Emre Aköz ve Doğan Hızlan ile birlikte, daha birçok yazarın da desteği ile uyduruk Türkçe “Q” klavyeye karşı bir kampanya başlatılmıştı. Hıncal Uluç dışında medyanın her kesiminden büyük destek gören Türkçe F klavyeye Milli Eğitim Bakam Hüseyin Çelik de sahip çıkmış ve Milli Eğitim Bakanlığı bir genelge yayımlayarak Türkçe F klavyenin Bakanlıkça standart kabul edildiğini, okullarda ve eğitimde yalnızca Türkçe F klavye kullanılacağım açıklamıştı. Genelgenin üzerinden henüz bir yıl dahi geçmemesine karşın, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Intel ile birlikte yürüttüğü dev bir eğitim projesinde Türk standart’ı F klavyenin değil, uyduruk Q klavyenin kullanıldığı anlaşıldı.

Türkiye’de elli bin öğretmenin bilgisayar eğitimi almasını ve bu sayede bilgisayarlardan eğitim aracı olarak en iyi şekilde yararlanabilmesini amaçlayan bu önemli projede, Bakanlığın kullanılacak donanıma gerekli önemi vermediği hayretle karşılanmıştır. Sonradan bundan haberdar olan Bakan Hüseyin Çelik, klavyelerin yazılım güncellemesiyle değiştirilebileceğini söyledi ama klavyelerin yapısal olarak değiştirilip değiştirilmeyeceği konusunda bilgi vermedi.

Kaynak:

“Çırpınış”, Dr. Nidai Sulhi Atmaca, Toroslu Kitaplığı yayınları, Kasım 2004, İstanbul, syf. 365-369

Yardımcı Kaynak:

Dinç, İsmail., “F Klavye ve Eğitimi Üzerine”, http://www.t-infection.com/f-klavye-ve-egitimi-uzerine-bir-roportaj/ , 22 Temmuz 2007

Arama önerileri: F klavye, Türkçe, internet Türkçesi, dilbilim, standartlar, Türk dili,

Kaynak gösterecekler için referans: Türkçe F Klavyenin Ölümü“, Dr. Nidai Sulhi Atmaca, http://www.KlavyeMonitor.com/Turkce_F_Klavyenin_Durumu.html

http://www.klavyemonitor.com/Turkce_F_Klavyenin_Durumu.html

F KLAVYE FIRTINASI

Kategori: F KLAVYE — turkceci @ 12:39 am
Tags:

EMRE KONGAR

F KLAVYE FIRTINASI

Bir yazarı en mutlu eden olaylardan biri, kimsenin dikkat etmediği sanılan, gayet gündelik, çok sıradan sayılabilecek ama aslında çok önemli olan bir konuda yazdığı yazıya beklenmedik yoğunlukta olumlu ve olumsuz tepkilerin gelmesidir.

Böylece kimsenin dikkat etmediği sanılan, gündemde olmayan ama gerçekten önem taşıyan bir konunun yakalanmış olduğu fark edilir.

Toplumun gündeminde olmayan ama çok önem taşıyan bir konuyu gündeme taşıyabilmiş olmaktan başka daha ne mutlu edebilir bir yazarı?

Benim “F Klavye’nin Önemi” yazım da böyle bir sonuç doğurdu.

Demek kimsenin fark etmediği sanılan bu sorun hakkında çok duyarlı bir çok kesim varmış ve güzel bir konu yakalamışım.

Bir çok kesim varmış” diyorum, çünkü gelen yansımaların bir bölümü, ötekilere oranla çok küçük de olsa, olumsuz tepkiler.

Yani bu konuyla ilgili olan kesimler birden çok.

Öyle anlaşılıyor ki, “F klavye” konusunda en azından iki taraf var:

F klavye“den yana olanlar ve “F klavye“ye karşı olanlar.

Bir de “konuyu önemsiz görenler” var ki, bunlar gerçekten olayın öneminin mi farkında değiller, yoksa “F klavye“ye karşı olanların safında yer alıyorlar ama açıkça durum belirtmek ve tavır koymak yerine “Yahu bu kadar önemli sorun varken şimdi bu F klavye konusu da nereden çıktı” diyerek konunun gündemden düşmesini mi sağlamak istiyorlar çok emin değilim.

Yollanan mektuplar içinde Şampiyon Daktilo Kursları‘nın hocalarından ve daha önemlisi bu kursların kurucusu olan İhsan Yener‘den gelenler de var.

Tahmin edersiniz ki bunlar “olumlu yansımalar“.

Bir okurum, A. D. (iznini almadığım içini adını belirtmiyorum, zaten gerçek isim olup olmadığından da emin değilim) müthiş bir zeka ile çok güzel bir eleştiri yazmış.

Sayemde klavyenin ne olduğunu, ve “F klavyenin önemini” öğrendiğini belirterek benle “matrak geçiyor“. (Okurlarım bu argo tabir için beni mazur görsünler ama yapılan işi bundan daha güzel anlatan bir deyim bulamadım).

Bir kişi, beni “dinozor” diye nitelemiş ve “F klavyenin” modasının geçtiğini söylemiş (ki bunun ne büyük bir yanlış olduğunu ilerde belirteceğim).

Yazımın bu kadar ateşli bir tartışma başlatmış olmasının ardında mutlaka başka ögeler var diye düşündüm ve konunun uzmanlarıyla görüştüm.

Gerçekten de ortaya ilginç bir sonuç çıktı.

Olayın bu kadar ilgi çekmesinin ardında “diz üstü bilgisayar” (nam-ı diğer laptop) ithalatçıları varmış.

Diz üstü bilgisayarların klavyelerini “F Türkçe” yapmak maliyeti arttırdığı için buna karşıymışlar.

Bu firmaların (hangileri olduğunu bilmiyorum) 70 milyon nüfuslu bir pazarın gereklerini dikkate almak yerine, kendi standartlarını empoze etmek istedikleri anlaşılıyor.

Ayrıca masa üstü bilgisayarların klavyeleri açısından da “F Türkçe” klavyeler, uyduruk “Q Türkçe” klavyelerden biraz daha pahalıymış ve zor bulunuyormuş.

Q Türkçe” klavye konusundaki bilinçsizlik ve vurdumduymazlık en önemli sorun olarak görünüyor:

Bakın bu konuda İhsan Yener ne diyor:

“Türk dilinin özelliklerine göre on parmakla-bakmadan klâvye kullanma yöntemi için çok verimli bir Standart Türk Klâvyesi 1955 yılından beri resmen varolduğu halde, İngiliz dili için 130 yıl önce (on parmak yönteminin bilinmediği çağlarda) belirlenen (ve Türkçe’deki binlerce sözcüğün yazılmasına olanak vermeyen) American Standard Code for Information Interchange (ASCII) klâvyeyi Dünya standardı zanneden ve buna eklenen, Türkçe’ye has 7 harfin, en kullanışsız yerlere bilinçsizce yerleştirilmesiyle oluşturulmuş klâvyeyi de Q Türkçe standardı olarak kabullenen kullanıcıların bu hususta bilinçsiz oluşları, bilgisayar kullanımındaki verimsizliğin en büyük etkeni olmaktadır.”

Bu konuya gelecek hafta devam edeceğim.

Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır.Emre Kongar ile iletişim icin e-posta, site yöneticisi ile iletişim için e-posta

Son güncelleme tarihi 19 Ocak 2009

http://www.kongar.org/medyanotu/251_F_Klavye_Firtinasi.php

19 Ocak 2009

“Sigara böreğinin ismi değişsin” önerisi

Kategori: ADLANDIRMA, Sağlık — turkceci @ 1:51 pm
Hüseyin FİLİZ/BANDIRMA (Balıkesir), (DHA)
BALIKESİR’in Bandırma İlçesi’nde, Yeşilay Cemiyeti Şube Başkanı Mehmet Zeki Karaman, sigara böreğinin isminin değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Börek isminin çocuk ve gençlere kötü örnek olduğunu öne süren Karaman, “Evlerinde sigara içilmeyen ve hiç sigara tanımayan çocuklar, ilk olarak sigarayı bu börek ismiyle, masum olduğunu düşünerek tanımaktadır” dedi.

Bandırma Yeşilay Cemiyeti’nin olağan genel kurul toplantısı, cemiyet binasında yapıldı. Tek liste halinde girilen ve eski başkan Mehmet Zeki Karaman ile ekibinin kazandığı genel kurulda ilginç bir öneri ortaya atıldı. Şube Başkanı Mehmet Zeki Karaman, çocuk ve gençlere kötü örnek olduğu gerekçesi ile sigara böreğinin isminin değiştirilmesini istedi. “Evlerinde sigara içilmeyen ve hiç sigara tanımayan çocuklar, ilk olarak sigarayı bu börek ismiyle, masum olduğunu düşünerek tanımaktadır. Böreğin sadece şekli ince ve uzun diye sigara böreği isminin verilebileceğine inanmıyoruz. İnce ve uzun birçok nesne bulunmaktadır. Bu ismin takılmasında bir kasıt dahi aramaktayız” dedi.

“Börek sağlıklı bir yiyecek maddesiyken sigara her gün zararına binlercesi eklenen bir zehirdir. Sağlıklı bir yiyeceğe neden zehir ismi verelim” diyen Mehmet Zeki Karaman, şunları söyledi:
“Birçok kişi bu böreği yedikten sonra bağımlı olduğu maddeyi hatırlattığı için ardından bir sigara yakmaktadır. Sigara böreği denince akla sigara ve zehir gelmekteyken, Yeşilay böreği denince akla zararlı alışkanlıklarla mücadele eden bir kurum gelmektedir.
Bu böreği her yiyen bu maddelerin zararını bir kez daha hatırlayacaktır. Tüm devletler sigarayı toplumdan atmaya çalışırken, bizim onu restoranlarda yer alan mönülerimizin en güzel yerinde barındırma lüksümüz yoktur. Börek çok lezzetli. Bu böreği yiyen ve hiç sigarayı tatmamış çocuklar, ‘Bu börek böyle lezzetli iken adını aldığı sigara kim bilir ne kadar lezzetlidir’ diye düşündürmektedir. Böreğin içine konulan maddeler; peynir, kıyma, patates gibi protein ve birçok vitamin ihtiva eden besinlerdir. Oysa sigaranın içine konulan maddelerin içinde 4 binden fazla zehir bulunmaktadır. Bu nedenle kesinlikle isim benzerliği bulunmamalıdır.”
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10802460.asp?gid=229

17 Ocak 2009

Uykumuzu zehir eden 10 neden

Kategori: Sağlık — turkceci @ 10:39 pm
Tags: , ,

Gece uyku kalitesini bozan ve dinlenmeyi önleyerek başka sağlık sorunlarına da davetiye çıkaran nedenler sıralandı.

AA

İSTANBUL – “En uyku hangisi?” sorusunun cevabını merak etmeyen yoktur. ‘İyi uyku’yu sadece belirli saatlerle tanımlamak yeterli olmuyor. International Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, ‘iyi uyku’yu, “Kişinin kendini dinlenmiş hissettiği uyku” olarak tanımlıyor.

Uykunun süresi ise kişiye özel oluyor. Bazı insanlar 10-12 saat uyudukları halde ‘uykumu alamadım’ derken, bazıları 6 saat uyusa da son derece dinlenmiş bir şekilde uyanabiliyor.

Uluslararası Uyku Cemiyeti’nin sınıflandırmasına göre, 100’e yakın uyku hastalığı bulunuyor. Kaliteli uyku ise başlıca 3 şartı gerektiriyor:
* Günlük çalışma ve düşünme fonksiyonları etkilenmemeli
* Gün içinde uyku gelmemeli
* Uyuklama olmamalı

KALİTELİ UYKU CİHAZLARLA ÖLÇÜLEBİLİYOR
Günümüzde modern cihazlarla donatılmış uyku laboratuvarlarında, bir kişinin kaliteli uyuyup uyumadığı ölçülebiliyor. International Hospital Uyku Bozuklukları Laboratuvarı’nda kaliteli bir şekilde uyuyan ile uyuyamayanı ayırt ettiklerini belirten Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, “Uykunun dört ya da beşte birinin derin uykuyla geçmiş olması lazımdır. Bu uyku evrelerini belirliyoruz.” diyor.

Günümüzde en sık görülen uyku hastalıkları arasında “uyku apnesi” ve “uykusuzluk” hastalığı geliyor. Toplumda uyku apnesinin görülme sıklığının yüzde 5 olduğu bildiriliyor. Uyku apnesinde kişi, yüzeysel uyku ile uyanıklık arasındadır. Uykusuzluk hastalığında ise ya uykuya dalmada sorun vardır ya da kişi birkaç saat uyuyup uyanır ve sonrasında da uyuyamadan yatağın içinde dönüp durur. Bu durumda derin uyku süresi azalmış olur ve kişi dinlenememiş olarak kalkar.

UYKU KALİTESİNİ BOZAN 10 KONU
Prof. Dr. Bülent Tutluoğlu, gece uyku kalitesini bozan ve dinlenmeyi önleyerek başka sağlık sorunlarına da davetiye çıkaran 10 nedeni şöyle sıralıyor:
1. Aşırı kilo artışı ve obezite
2. Yapısal bozukluklar (çene yapısı küçük ve arkaya doğrudur)
3. Burun ve boğazdaki yapısal bozukluklar
4. Bazı hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması) hastalığı
5. Astım (Astımlı kişilerde alerji de olduğundan, burun çok iyi çalışamıyor, tıkanıklık ve sinüzit oluşuyor. Buna bağlı olarak hasta burun problemleri de yaşıyor ve apne oluşuyor.)
6. KOAH – Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı ( KOAH hastalarında uyku apnesi daha sık görülüyor. Uyku sırasında soluk durması sonucu kandaki oksijen düşüyor, ani ölümler oluşabiliyor. Bu sebeple konu ciddi olarak ele alınmalıdır. )
7. Kişiye ait faktörler ( Sigara tüketilmesi, alkol alınması)
8. Kalp hastalıkları ve hipertansiyon (Dirençli hipertansiyonda iki-üç ilaç kullanılmasına rağmen tansiyon kontrol altına alınamıyor. Bu hastalarda alt sebep olarak uyku apnesi olup olmadığı kontrol edilmelidir. Ayrıca kontrol altına alınamayan kalp yetersizliğine de bakılmalıdır.)
9. Cinsel fonksiyon bozuklukları
10. Ense kalınlığı

HORLAYAN KOCANIN TANISINDA, EŞLERİN İFADESİ ÖNEMLİ!
Horlama sorunu erkeklerde daha sık görülmesine rağmen menopozdan sonra kadınlarda da rastlanabiliyor. Bu durumda eşler horlamadan dolayı uyuyamıyor, rahatsız oluyor ve yatakları ayırıyorlar. Horlama sorunu olan erkeklere tanı koymada, eşlerinin ifadeleri büyük önem taşıyor. Uyku apnesi olan kişilerde vücudun üst kısmında terleme, sık idrara çıkma, ağız kuruluğu, sabahları baş ağrısı oluyor ve kişi uykusunu alamamış olarak kalkıyor.

KİLO VERMEK ÇÖZÜM OLABİLİYOR
Kişide klinik olarak uyku apnesinden şüpheleniliyorsa, ‘polisomnografi’ denilen uyku testine ihtiyaç duyulabiliyor. Bu durumda hastanın bir gece uyku laboratuvarında kalması gerekiyor. Bu test sırasında vücudun çeşitli bölgelerine elektrotlar bağlanıyor. Elektrotlar kişinin göğsüne kalp ritmini ölçmek için takılırken, kol, bacak ve göğüs hareketleri, horlaması, soluk alıp vermesi takip edilerek gece boyunca video çekimi yapılıyor. Bunların sonunda da bir değerlendirme yapılıyor. Değerlendirmenin dereceleri olarak yapılıyor. Hafif apnede kilo verme, bazen ağız içi cihazlar ya da cerrahi müdahale gerekebiliyor. Apnede, sırt üstü yatarken şikayetler daha fazla artıyorsa, buna karşı önlemler de alınabiliyor.

Orta ve ağır seviyeli apnede gün boyu uyuklamalar oluyor ve kandaki oksijen basıncı düşüyorsa hastaya ‘CPAP’ denilen cihaz veriliyor. Bu cihaz, hastaya gece boyunca bir maske yardımıyla basınçlı hava veriyor. Çünkü apne üst solunum yollarında daralma ve tıkanmaya bağlı oluşuyor. Bu cihaz ile hastanın soluğunun durması (apne) ve yavaşlaması (hipopne) engellenmiş oluyor.

SOLUK KESİLMESİNİ ÖNLEYEN CİHAZLAR HAYAT KURTARIYOR
CPAP adı verilen cihazın manuel ve otomatik olmak üzere iki türü bulunuyor. Manuel cihazda, hangi basınçta apne ve hipopnenin ortadan kalktığının bilinmesi gerekiyor. Bu nedenle hastaya uygun değerlerin bilinmesi ve cihazın hastaya uygun basınçta kullanılması gerekiyor. Yaşam boyu kullanması gereken cihaz, hasta 15-20 kilo verdikten sonra tekrar değerlendiriliyor. Sensörü sayesinde basıncı kendi ayarlayan otomatik cihaz, daralma ve tıkanmayı açıyor. Hasta kilo verdikten sonra da apne ya da hipopne gelişiyorsa cihaz basıncı düşürüyor. Ancak hasta bu durumda, cihazı yüksek basınca ayarlarsa gece rahatsız oluyor.

GÖZLER AÇIKKEN DE UYANABİLİYOR
Halk arasında ‘uyurgezerlik’ olarak bildiğimiz durum da bir uyku hastalığıdır. Bu hastaların gözleri açıktır, ama aslında bu sırada uyuyorlardır. Uyurgezer hasta, uykunun herhangi bir zamanında yatağından kalkıp, arabasına binip, alışveriş yaparak dönebilir ve bunu hatırlamayabilir. Literatürde bu tarz çok sayıda uyurgezer vakalarına rastlanıyor.

UYKU TERÖRÜNDE, HASTA EŞİNİ DÖVEBİLİYOR
Uyku terörü hastalığında ise hasta, uyanmadan uyku sırasında kalkıyor ve eşini dövmeye başlıyor ya da eşyaları kırıyor. Uykuda yemek yeme hastalığında da hasta uyku sırasında yemek yiyor ancak hatırlamıyor.
En çok görülen diğer uyku hastalıkları arasında şunlar bulunuyor:
* Uykusuzluk
* Parasomnia: Uykuya dalarken kaslarda kasılma olur. Buna karabasan ya da uyku felci de denebilir.
* Narkolepsi: Apne değildir. Kişi, gün boyu aşırı uykulu olur, kafası düşer ve uyuklar.

http://www.ntvmsnbc.com/news/472291.asp

9 Ocak 2009

Dizüstü kullanan herkes bu haberi okusun!

Kategori: Sağlık — turkceci @ 12:07 am
Tags: , ,
Çok önemli!
Diz üstü ya da taşınabilir bilgisayar isimleriyle bilinen “Laptop” bilgisayarlar, yüksek teknolojinin hızını iş yaşamına taşıyor ve büyük kolaylıklar sağlıyor. Ancak sağlımıza verdikleri zararlarla da olumsuz etkilenmemize yol açıyor.

Laptop kullanırken sağlığı korumanın yolları

* Laptop’u mouse ile kullanmak, fazla sayıda bilek ve omuz hareketine yol açar. Bu nedenle klavyeyi kullanmak daha doğrudur. Ellerin aşağı eğik ya da yukarıda olmaması gerekir. En sağlıklı duruş ise bileklerin masa ve klavyeye paralel olarak durmasıdır.

* Oturulan masanın yüksek olmaması, omuzların yüksekte kalmaması gerekir. Düzgün duruş pozisyonunda omuzlar ne aşağı inmemeli ne de yukarı çıkmamalıdır. Yüksek masalar çalışmak için uygun değildir.

*  Ayakların altına destek kon malı, ayaklar yere tam temas etmelidir.

* Mouse kullanırken, ele sağa ve sola doğru yelpaze şeklinde hareket yaptırmak zorlayıcı hareketlere neden olur. Bunun için geliştirilen bilek ve eli destekleyici ürünler kullanmak önemlidir.

*  Laptop ile çalışırken kişinin başını aşağı ya da yukarı tutmaması, klavyeyi kucağına alarak çalışmaması gerekir. Bu fazla sayıda baş hareketi yapılmasına, boyun ve omuzların tutulmasına yol açar.

* Bel boşlukta kalmamalı, mutlaka desteklenmelidir. Kaykılarak oturulunca bel boşlukta kalır ve çeşitli sorunlar oluşur. Sırt desteği önemlidir. Çünkü sırt kaslarının zayıflaması, kamburluğa neden olur. Bel desteklenirse, belin arka eklemlerine binen yük azalır.

* Tüm bu sorunlar için, özel mouse’ ler, mouse ped’ler, klavyeler, ön kolu destekleyen malzemeler, kol, boyun, sırt yastıkları, bileği destekleyen ürünler bulunmaktadır. Bele ortopedik yastık olmasa da küçük bir yastık da konularak koruma sağlanabilir.
* Çalışırken küçük molalar verilip esneme egzersizleri yapılmalıdır. Boyun, sırt, omuz kuşağı kasları için yapılan egzersizlerin yanı sıra ayağa kalkıp dolaşmak gerekmektedir.

* Çalışma hızı bize vücudumuzu unutturduğu için, ağrılar özellikle akşamları artar; eklem kilitlenmeleri, fibromiyalji gibi sorunlar oluşur. Duruş bozuklukları çeşitli fıtıklara da zemin hazırlar.  Çalışma performansı olumsuz yönde etkiler.

* Hem basit hem de başkasına bağımlı olunmayan en güzel egzersizler yürüyüş ve yüzmedir. Haftada en az 3 gün yarım/bir saat süreyle yüzmek ya da her gün bir kaç dakika da olsa egzersiz yapmak çok faydalıdır.

* Haftada 2-3 gün yarım saat süreyle yapılabilecek tüm vücut kaslarını çalıştıran pilates, jimnastik egzersizleri, düşük ağırlıklarla egzersizler de çok yararlıdır. Esneme, güçlendirme evde ya da spor salonlarında yapılabilir.

* Zamana karşı iş yapanlara, yoga, reiki ve meditasyon önerilebilir. Bu çalışmalardaki nefes alma ve zihinsel gevşeme teknikleri oldukça yararlıdır.

Egzersizler neyi sağlıyor?

- İş yapma kapasitesini artırır.
- Kendini iyi hissetmeyi sağlar.
- Eklemler daha iyi beslenir.
- Kardiyovasküler kalp kapasitesi ve solunum kapasitesi artar.
- Düzgün duruşu gelişir. (Kulak, omuz, kalça, ayak bileği aynı eksende olmalıdır.)

Bunların yanı sıra, düzgün ayakkabı seçimi büyük önem taşır. Yürüyüş yapılırken de ayakkabı doğru seçilmelidir. Düz, yere yapışan ve topuksuz ayakkabılar giyilmemelidir. Spor salonunda aletli ya da aletsiz çalışırken boyun çok iyi korunmalıdır.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Demet Parlar, laptop ile çalışırken kişinin ister istemez öne doğru eğildiğini, birçok kişinin de bilgisayarı kucağına alarak çalıştığını, bunun da duruş bozukluğu, omuz, boyun kuşağı ve bel kaslarının zorlanması ve şiddetli ağrılar duyulmasına neden olduğunu belirtiyor. Klavyeyi kullanırken ise bilek ve omuz eklemleri zorlanıyor, buralarda da ağrılar oluşuyor. Yapılan bilimsel araştırmalara göre el bileğini dakikada 2,5 kez hareket ettirmek ve dakikada 10 kez bileği zorlayıcı hareketleri, tekrarlı olarak yapmak, el bileği ve omuzlarda eklem ağrılarına yol açıyor.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=119401&cat=220&dt=2009/01/06

6 Ocak 2009

Neden Tuz ?

Kategori: Sağlık — turkceci @ 12:19 am
Tags: ,

İçme ya da çeşitli amaçlarla kullandığınız suyunuzu görünüm,renk,berraklık, toplam sertlik, klorür,iletkenlik,nitrit,amonyak, kurşun,mangan alkalinit, Ph, Toplam bakteri,koliform bakteri bakımından Hifzisıhha Enstitüsü, Üniversiteler veya özel kurumlardan birine analiz ettirdiniz mi?

Lavoba ve tuvaletlerinizde kırmızı lekeler oluşuyorsa suyunuzda demir, mavi- yesil renk bulunuyorsa bakır bulunuyor demek olup suyunuzu yumuşatmanız gereklidir.

YUMUSATILARAK SERTLIGI ALINMAYAN SULARIN ETKILERI

-Sert su musluk kullanımlarinda daha fazla sabun ve temizlik ürünü kullanilmasina neden olur.

-Sert su değdiği her noktada temizlenmesi çok zor olan çeşitli çökeleklere neden olur.

-Sudaki sertlik zamanla kendiliğinden veya su ısıtıldığında hızla çözünürlüğünü kaybeder ve geçtiği yüzeylere yapışmaya başlar. Su borularının içi hızla dolar, su basıncı ve akışı hızla azalır.

-Su ısıtıldığı yüzeylerde daha da artan kireçlenmeye ve yalıtkanlığa neden olur ve elektrik tüketimini artirir.

-Kalorifer tesisatlarındaki kireçlenme yakıt tüketiminin artmasına neden olur.

-Yumuşatılmayan su da oluşan çökelekler banyo veya duş sırasında insan derisine yapişarak deri gözeneklerini tikar,saç tellerini kaplayarak sertleştirir.

-Sert su bakteri üremesi için en elverişli ortamdir.

İYOTLU TUZUN KORUNMASI
Evinize aldiginiz tuzun Iyotlu olmasina dikkat ediniz. Satin aldiginiz Iyotlu tuzunuzun Iyot içeriginin korunmasi için tuzu

· Koyu renkli ve kapakli kavanozlarda koruyunuz

· Serin ve kuru yerde saklayiniz

· Günes isigindan uzak tutunuz

· Eger tuzunuzu kendi torbasinda saklayacaksaniz naylon torbanin agzini mutlaka kapali tutunuz.

· Yemeklerin pismesine yakin ya da tabaga alinirken ilave ediniz

İYOT YETERSİZLİĞİNİN SONUÇLARI

· Zeka geriligi; cücelik; sagirlik; felçler; dogumsal anomaliler; bebek ve çocuk ölümlerinde artis; kadinlarda düsükler; kisirlik; her yasta guatr; okul çocuklari ve eriskinlerde ögrenme, anlama, algilama bozukluklari.

· Hayvanlarda et, süt, yün, yumurta vs. de verim düsmesi, tekrarlayan düsükler, ciliz yavrular.

· Toplumda isgücü kayiplari, tani ve tedavilere harcanan masraflar ve hayvancilik sektöründe verim düsüklügü gibi nedenlerle ekonomik kayiplar.

TÜRK GIDA KODEKSİ SOFRA VE GIDA SANAYİ TUZ
(Teblig No: 2004/25)


Madde l ? Bu Tebligin amaci; gida olarak tüketime uygun olan sofra ve gida sanayii tuzunun teknigine uygun ve hijyenik sekilde üretim, hazirlama, isleme, muhafaza, depolama, tasima ve pazarlamasini saglamak üzere bu ürünlerin özelliklerini belirlemektir.
Kapsam
Madde 2 ? Bu Teblig, ambalajli olarak insan tüketimine sunulan sofra ve gida sanayii tuzunu kapsar.
Hukuki dayanak
Madde 3 ?- Bu Teblig, 16/11/1997 tarihli ve 23172 mükerrer sayili Resmi Gazete’ de yayimlanan “Türk Gida Kodeksi Yönetmeligi” ne göre hazirlanmistir.
Tanimlar
Madde 4 ? Bu Tebligde geçen tanimlar asagida verilmistir.
a) Tuz: Ana maddesi sodyum klorür olan ve ham tuzdan insan tüketimine uygun nitelikte üretilen üründür. Sofra tuzu ve gida sanayii tuzu olmak üzere ikiye ayrilir.
- Sofra tuzu: Dogrudan tüketiciye sunulan, ince toz haline getirilmis, iyotla zenginlestirilmis, rafine edilmis veya edilmemis tuzdur.
- Gida sanayii tuzu: Gida sanayiinde kullanilan, iyot içermesi zorunlu olmayan tuzdur.
b) Yabanci madde : Tuz tanecikleri disinda her türlü organik ve inorganik maddelerdir.
Ürün özellikleri
Madde 5 ? Bu teblig kapsamindaki ürünlerin özellikleri asagida verilmistir.
a) Tuz beyaz renkte olmali ve yabanci madde içermemelidir. Sofra tuzu homojen olmali, tane büyüklügü; göz açikligi 1000 µm’lik elekten tamami, 210 µm’lik elekten ise en çok % 20 lik kismi geçecek büyüklükte olmalidir.
b) Rutubet miktari sofra tuzunda kütlece en çok % 0.5 , gida sanayii tuzunda ise en çok % 2
olmalidir.
c) Sodyum klorür miktari; katki maddeleri hariç olmak üzere sofra tuzunda kuru maddede en az % 98, gida sanayii tuzunda kuru maddede en az % 97 olmalidir.
d) Sofra tuzuna 50-70 mg/kg oraninda potasyum iyodür veya 25-40 mg/kg oraninda potasyum iyodat katilmasi zorunludur. Iyot eklenmesi gida sanayii tuzunda zorunlu degildir.
e) Tuzda asitte çözünmeyen madde miktari, asitte çözünmeyen katki maddeleri hariç olmak üzere kütlece en çok % 0,5 olmalidir.
f) Tuzda suda çözünmeyen madde miktari, suda çözünmeyen katki maddeleri hariç olmak üzere kütlece en çok % 0,5 olmalidir.
g) Iyot tüketmemesi gereken kisiler için iyotsuz tuz üretimi yapilabilir.
h) Gida sanayii tuzu dogrudan tüketiciye sunulamaz.
Katki maddeleri
Madde 6 ? Bu Teblig kapsaminda yer alan ürünler “Türk Gida Kodeksi Yönetmeligi” nin Gida Katki Maddeleri bölümünde yer alan hükümlere uygun olmalidir. Bunlarin disinda tuza magnezyum oksit en çok 20 g/kg , iyot ilave edilen tuza sodyum tiosülfat en çok 1000 mg/kg katilabilir.
Bulasanlar
Madde 7 ? Bu Teblig kapsaminda yer alan ürünler “Türk Gida Kodeksi Yönetmeligi”nin Bulasanlar bölümünde yer alan hükümlere uygun olmalidir.
Hijyen
Madde 8 ? Bu Teblig kapsaminda yer alan ürünler “Türk Gida Kodeksi Yönetmeligi”nin Gida Hijyeni bölümünde yer alan genel kurallara uygun olarak üretilmelidir.
Ambalajlama ve etiketleme-isaretleme
Madde 9 ? Bu Teblig kapsaminda yer alan ürünlerin ambalajlanmasi ve isaretlenmesi “Türk Gida Kodeksi Yönetmeligi’nin Ambalajlama ve Etiketleme-Isaretleme bölümünde yer alan hükümlere uygun olmalidir.
Buna ek olarak asagidaki bilgiler de etikette bulunmalidir:
a) Iyotlu tuzda, Ek’te yer alan sembol kolay görünen boyutta ve ürün adi ile ayni yüzde bulunmalidir.
b) “Türk Gida Kodeksi – Gida Maddelerinin Genel Etiketleme ve Beslenme Yönünden Etiketleme Kurallari Teblig”nin 7 inci maddesinin (e) bendinin 5 inci fikrasi dikkate alinmaksizin, iyot ilave edilen tuzun etiketinde son tüketim tarihi belirtilmelidir.
c) Iyot ilave edilmeyen tuzlarda son tüketim tarihinin belirtilmesi zorunlu degildir.
d) Iyot ilave edilen tuzda iyot kaybini engelleyecek ambalaj materyali kullanilmalidir.
e) Iyot tüketmemesi gereken kisiler için üretilen iyotsuz sofra tuzunda ambalaj büyüklügü 250gr’i geçemez. Etiket üzerinde, ambalajla kontrast teskil edecek renkte ürün adi olarak “iyotsuz sofra tuzu” ifadesi yer almalidir.
f) Sofra tuzunda;
1) Ürün adi “ iyotlu sofra tuzu” olarak belirtilmelidir.
2) Etiketinde kullanim bilgisi olarak “serin, kuru ve isiksiz ortamda agzi kapali olarak muhafaza edilmelidir” ifadesi yer almalidir.
3) Net ambalaj miktarlari 125g – 250g – 500g – 750g – 1000g -1500g olmalidir.
g) Gida sanayii tuzunda;
1) Etiket üzerinde “Gida sanayii için üretilmistir.” ifadesi ürün adiyla birlikte ve ambalajla kontrast teskil edecek renkte yer almalidir.
2) Iyot ilave edilip edilmedigi etiket üzerinde belirtilmelidir.
3) Net ambalaj miktari en az 10 kg olmalidir.
Tasima ve depolama
Madde 10 ? Bu Teblig kapsaminda yer alan ürünlerin tasinmasi ve depolanmasinda “Türk Gida Kodeksi Yönetmeligi’nin Tasima ve Depolama bölümündeki kurallara uyulmalidir.
Numune alma ve analiz metotlari
Madde 11 ? Bu Teblig kapsaminda yer alan ürünlerden, üretim hattindan ve muhafaza deposundan numune alinmasinda “Türk Gida Kodeksi Yönetmeligi”nin Numune Alma ve Analiz Metotlari bölümündeki kurallara uyulmalidir. Numune uluslararasi kabul görmüs metotlara göre analiz edilmelidir.
Tescil ve denetim
Madde 12 ? Bu Teblig kapsaminda yer alan ürünleri üreten ve satan isyerleri; tescil ve izin, ithalat islemleri, kontrol ve denetim sirasinda bu Teblig hükümlerine uymak zorundadir. Bu hükümlere uymayan isyerleri hakkinda 560 sayili Gidalarin Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre yasal islem yapilir.
Yürürlükten kaldirilan mevzuat
Madde 13 ? 9/07/1998 tarihli ve 23397 sayili Resmi Gazete’de yayimlanarak yürürlüge giren “Türk Gida Kodeksi -Yemeklik Tuz Tebligi” yürürlükten kaldirilmistir.
Denetim
Madde 14 ? Bu Tebligde yer alan hükümlerin uygulanmasi ile ilgili denetim, 560 sayili “Gidalarin Üretimi,
Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararname”ye göre Tarim ve Köy Isleri Bakanligi ile Saglik Bakanligi tarafindan yerine getirilir.
Geçici Madde l ? Halen faaliyet gösteren ve bu Teblig kapsaminda yer alan ürünleri üreten ve satan isyerleri 6 ay içinde Teblig hükümlerine uymak zorundadir. Üretici firmalar Teblig yürürlüge girdigi tarihten itibaren en geç bir ay içerisinde ambalaj stoklarini ilgili Bakanliklara bildirmek zorundadir. Bu süre içinde gerekli düzenlemeleri yapmayan söz konusu üretim yerlerinin faaliyetine izin verilmez. Bu sürenin sonunda söz konusu üretim yerleri ile Teblig hükümlerine uymayan ürünleri satan isyerleri hakkinda 560 sayili Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre yasal islem yapilir.
Yürürlük
Madde 15 ? Bu Teblig yayimi tarihinde yürürlüge girer.
Yürütme
Madde 16 ? Bu Teblig hükümlerini Tarim ve Köy Isleri Bakani ile Saglik Bakani yürütür.
EK
Hamsi Tuzlama Malzeme: 500 gr iri hamsi tuz( disli sanayi tuzu) Yapilisi: Hamsileri yikayip pullarini biçak kullanmadan dikkatlice ayiklayin. Ensesinden tutup kafalarini koparin ve basparmaginiz yardimiyla karinlarini temizleyin. Temizlenmis baliklari iyice yikayin ve kilçiklarini ayiklayip iki parça fileto haline getirip kapatin.  Tuzlama yapacaginiz miktara bagli olarak bir teneke veya cam kavanoz temin edin. Kabin dibine yaklasik bir santim kalinliginda tuz yayin. Tuzun üzerine kapatilmis filetolari bir ters bir yüz olarak dizin. Üzerlerini tuz ile örtün ve tekrar filetolari bir ters bir düz dizip üzerlerini tuzla örtün. Baliklar bitinceye kadar bu islemi tekrarlayin. Son olarak üstüne bir tabak veya tahta koyup onun üzerine de agirlik (örnegin temiz bir tas) koyun. Filetolar, eger buzdolabinda saklanacaksa 1 haftada hazir olur.  Servis yapmadan önce tuzlamalari yikayin ve iki saat elma sirkesinde bekletin. Üzerine zeytinyagi limon sikin. Not: Hamsileri fileto çikarmadan ve kafasini koparmadan, solungaçlarindan tutup karnini yarmadan temizlemek te mümkündür. Bu durumda tuz balik eti ile fazla temas etmiyecegi için daha lezzetli olur. Ancak baliklarin kafalarini tasla ezmek gerekir.  Sofra tuzu yerine iri çekilmis sanayi tuzu kullanilmasi tavsiye olunur.  Tuzlama 15 günden fazla saklanacaksa salamurasini 15 günde bir yenilemek gerekir. Bu yemege uygun diger baliklar: Sardalya

TUZ  GÖLÜ
Türkiye’nin ikinci büyük ve en tuzlu gölüdür (maks. 190.000 ha). Gölün kapladigi alan boyunca büyük degisimler göstermektedir. Bahar aylarinda suyun derinligi 1,5 metreye ulasir ve göl alani en genis durumuna gelir. Yaz sonlarina dogru ise (belli bölümlerin, özellikle Sereflikoçhisar’in güneyindeki 3500 hektarlik bir alanin disinda) gölün büyük bir bölümü kurur. Kuzeyde gölün daraldigi yerde, sadece yazin geçirilen ve 16. yüzyilda taslarla stabilize edildigi bilinen bir yol vardir.400 mm/yil’dan az ortalama ile bölge Türkiye’nin en düsük yagis alan bölgesidir. Göl iki çay, yeralti suyu ve yüzey akimiyla beslenir. Dogal olmayan sürekli bir su girisi ise 150 km uzunlugundaki Konya Ana Tahliye Kanali’yla tasinan atik sulardir. Kanal ve çaylarin göle giris yaptigi yerlerde hafif tuzlu batakliklar olusmustur. Gölün kuzey, bati ve dogusunda sadece bir bölümü sulanan hububat tarlalari bulunurken, özellikle güneybatida, yagisli dönemlerde sular altinda kalan genis tuzcul stepler uzanir.
Tuz Gölü sularinin tuzluluk orani % 32’dir. Göl tabani 1-30 cm kalinliginda bir tuz tabakasiyla kaplidir. Bu da Türkiye’nin toplam tuz üretiminin %55’ini saglayan bir tuz endüstrisinin gelismesini saglamistir. Tekel’e bagli ve toplam 1200 ha alan üzerinde kurulu üç tuz isletmesi tarafindan yilda ortalama 750.000 ton tuz üretilir.

Kuslar
ÖKA türleri:
Tuz Gölü’nün güneyindeki bir grup adacigin üzerinde ülkemizdeki en büyük flamingo kolonisi yasar. 1992’de havadan yapilan bir sayimda, koloninin 14.000 çift flamingo barindirdigi belirlenmistir. Küçük kerkenez göl çevresindeki köylerde yaygin olarak üreyen bir türdür. Kiliçgaga ve büyük cilibit da kuluçkaya yatar. Kisin sakarca (maks. 12.500) görülür.

RAFİNE TUZ MU DOĞAL TUZMU

Dogal Rafine Edilmemis Deniz Tuzu mu? Rafine Sofra Tuzu mu?
Dogal rafine edilmemis deniz tuzu insan vücudu için gerekli minerallerin çogunu gerekli oranlarda içermektedir. Dogal tuz vücut sivilarinin hücrelerden serbest geçisine yardimci olurken, rafine tuz sivilarin geçisini engelleyerek kronik böbrek sorunlarina neden olabilmektedir. Rafine edilmemis ve islem görmemis dogal deniz tuzu saglik için önemlidir. Dogal deniz tuzu daha iyi bir tada sahip oldugu gibi vücuda gerekli mineral ve iz minerallerini de saglayabilmektedir.

İYİ TUZ, KÖTÜ TUZ
Modern tibba göre tuz alkol ve sigara gibi diyetten (
beslenme aliskanligindan) uzaklastirilmasi gereken bir madde olarak görülür ve yüksek tansiyonun en önemli sebeplerinden biri olarak kabul edilir. Yüksek tansiyon ve kalp hastalari için düsük tuz diyeti rafine tuzlar için geçerlidir. Dogal deniz tuzu birçok mineral içeren sodyum klorürün birikimini engelleyen ve kan basincini düsüren bir madde olmaktadir. Deniz tuzu fazla sodyumu uzaklastirmaktadir. Tuz diyeti/azligi ayni zamanda insanlarda hücre dejenerasyonu (bozulmasi) ve yaslanmasini hizlandirmakta ve biyokimyasal açliga neden olmaktadir. Tuz azligi böbrek zayifligi, karaciger stresi ve adrenal tükenmesine yol açabilmektedir. Ayrica kalp kaslari kapakçiklarinin yorulmasi olabilmektedir. Iyi dogal deniz tuzunun iyilestirme gücü C ve E vitaminleri ve diger besinlere esit oldugu savunulmaktadir.
Iyi tuz %100 el ile hasat edilmis, beyazlatilmamis, keklesme reaktifleri ilave edilmemis, yikanmamis, düsük sodyum klorür seviyeli, katki maddesiz, 84 mineral içeren rafine edilmemiş doğa deniz tuzudur.
Eskisehir, Osmangazi Üniversitesi
Teknoloji Arastirma Merkezi
TUZUN KULLANILDIĞI ALANLAR
Dondurulmuş gıdalarda ( Gıda Sanayi Tuzu)
Mutfak ve besinlerde, yemeklerde , (Rafine sofralık iyotlu Tuz, Mekanik İyotlu Tuz)
Hayvan yemlerinde ,( Karınca Baş Mekanik Tuz)
Hayvanların besilerinde yalama ( Mekanik Tuz)
Ağaç bakımında  (Mekanik Tuz )
Yabani ot imhasında  ( Yıkanmış Ham tuz )
Tıpta Enjeksiyonda  ve kompres yapımında  ( Rafine Medikal Tuz)
Kara ve demir yolu buzlanmalarında  ( Ham Tuz )
Konserve ve turşu yapımında ( Yıkanmış Karıncabaş)
Mandıracılıkta ( peynir yağ yapımında) (Gıda Sanayi Tuzu)
Et ve balık kombinelerinde ( Sanayi Gıda Tuzu)
Gübre yapımında ( Pudra ve Yıkanmış Tuz)
Deri sanayisinde sepicilikte ( Yıkanmış Ham Tuz )
Sert sularda  ( Arıtma Tuzu )
Menba ve kaynak sularında (Yumuşatma Tuzu)
Çeliğin sertleştirilmesinde ( Özel Sanayi Tuzu )
Emaye yapımında  ( Sanayi Tuzu )
Soğutma teknolojisinde (Kalın Tuz)
İzalasyon  işlerinde ( Ham tuz )
Isı işlemlerde ( Ham Tuz)
Yağların rafinerasyonunda ( Rafineve mekanik Tuz)
Sodyum Karbonat yapımında
Gliserin yapımında ( İnce ve kalın Tuz
Kimyasal hammaddelerin yapımında
Kalsiyum Kloride yapımında
Bağırsak işlenmesinde   Sanayi Gıda tuzu
Karların eritilmesinde ham Tuz
Buzların çözülmesinde Ham Tuz
Pastırma ve sucuk imalatında
Endüstriyel Özel Tuz
Endüstriyel Sondaj Tuzu

Dünyada yaklasik yedi milyon kilometrekare tuz bulunuyor. Ama sadece kapladigi alanla, yemeklere verdigi tatla, sebze, et ve baliklarin bozulmasini engelleyen koruyucu özelligiyle degil, kutsal bir sembol olmasiyla da tarih sayfalari arasinda yerini aliyor tuz. Antik Yunan düsüncesine göre toprak, hava, su ve atesin tümünü içerdigi için kutsal bir sembol. Birçok dinin seytan çikarma ayinlerinin de bir parçasi. Bu kadarla kalmiyor; tuz, günümüzde birçogu saglik alaninda olmak üzere 14 bin ayri ürünün imalatinda kullaniliyor.

RÜYADA TUZ GÖRMEK
Rüyada görülen tuz,zahmet çekilmeden ele geçirilen maldır.Rüyada iki düşman arasında görülen tuz,onların birbirleriyle barışmalarına delalet eder.
Bir kimse rüyada bir yerde halkın huzurunun bozulduğunu görse,orada Taun hastalığının çıkacağına delalet eder.
Tuz,meşguliyet ve hastalıktır.Beyaz tuz,dünyaca erdemli olmak ,hayır ve nimettir.
Rüyada ekmek ile tuz yediğini gören kimse,dünyalıktan az bir şeyle kanaat eder.
Tuzluk,güzel kadını temsil eder
Rüyada tuz bulduğunu gören kimse,sıkıntı ve hastalığa düşer.
Korku halinde bulunan bir kimse,rüyada tuz görse,emniyete kavuşur veya anlaşır.Çünkü Arapçada tuz manasına olan”Milh”in aksi,yumuşaklık anlamına gelen”Hilm”dir.
Yanımda bulunan birisi:”İlm-i Tevhid”e dair eserokurken “Gramer”okumaya başladı,sonra rüyada ateş üzerine süt koyup üzerine tuz döktüğünü görüp tabirini bana sorduğunda:”Süt “İlm-i Tevhid”dir.Halbuki sen onun üzerine tuz döktün o tuz ise Gramerdir.Nitekim:”Konuşmada grameri,yemekteki tuz gibi yaptınız”denmiştir.
Tuzlu şeyler ilaç olarak kullanılan köklerden şifalı ilaçlara delalet eder.Bazan da tuzlu şeyler ülfete,muhabbete,mekruh olan şeyler üzerinde toplanmaya,şüpheli şeyleri yemeye,tuzlu balık etrafa yayılan habere,tuzlu zeytin ahdi bozmaya delalet eder.
Kaynak : İmam-ı Nablusi İslami Rüya Tabirleri  Ansiklopedisi

TUZUN GENEL TARİHİ
Tuz, tabii tuzluğun içindeki haliyle, gündelik bir nesne .Toplar atılarak,davullar çalınarak sözünü ettiren bir nesne değil. Ancak tuz insan için hep değerli olmuş, insan tuza hep değer vermiş; çünkü dipfriz öncesi çağlarda yiyecekler tuzlanarak korunmuş; Turşular kurulmuş, peynir yapmak için tuza ihtiyaç duyulmuş, zeytin,et ve balık tuzlanarak saklanmış, tansiyon düşmesi tuzla geçiştirilmiş. Deri tuzlanarak terbiye edilmiştir.
Dipfriz çağında da tuz önemini kaybetmemiş:Bu sefer de soğutma sistemleri tuz ile çalıştırılmıştır,çeşitli kimyevi maddelerin üretimi tuz kristalleri sayesinde yapılmış.Tuz kristalleri küp biçiminde çok güzel şekiller.
Altaylarda tuz bulunmuyor,tuz çok kıymetli bir şey;çok uzaklardan çok meşakkatli yollar kat edilerek Altaylara getiriliyor.Daha doğrusu tuz getirmeye gidenler açlıktan,susuzluktan,soğuktan yolda helak olup geri dönemiyorlar.Tuza gidip de dönen yok gibi.Bu sebeple de gözden çıkarılan yaşlılar tuza gönderiliyorlar.Altay Türkçesinde tuska bar-(tuz getirmeye gitmek)deyimi”ölmek”anlamına geliyor.
Tuz,Romalı askerlere ücret olarak verilmiş;tuz dağıtımı olarak yapılan bu ödemenin Latincedeki adı salarium.İngilizcede”tuz”anlamını kaybederek sadece “ücret”anlamına gelen salary kelimesi Latince salarium’dan kaynaklanıyor.Bizdeki “pahalı”anlamına gelen “tuzlu”sıfatı,bir kıymet ifadesinden kaynaklanıyor olmalı.
Osmanlıdan Cumhuriyet dönemine,tuza taalluk eden mevzuat,sanki devletin ekonomik durumunu ve devlet ile özel sektör ilişkisinin dönüm noktalarını belirlemiş.1862 öncesinde özel sektör tarafından işletilen tuz,bu tarihte devlet tekeline alınmış.1879’da mali kriz ve ödenemeyen devlet borçları sebebiyle 10 yıl süreyle Galata bankerlerine kiralanmış.1881’demali kriz daha da ciddi boyutlara varınca tuz üretimi gelirleri(Muharrem Kanunnamesi ile)Düyün-ı Umumiyeye bırakılıyor.Derken Lozan Antlaşması.Lozan Antlaşmasının imzalanmasıyla tuz tekeli tekrar devlete geçiyor.1936’da çıkarılan ve Tuz Kanunu olarak bilinen 3078 sayılı yasa uyarınca tuz, Tekel’e (Tütün,Tütün Mamulleri,Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğüne)bağlanıyor.Tuz madenleri devlet tekelinde olmakla birlikte rafine tuz üretimi özel sektöre veriliyor.Bugün ise gündemimizde Tekel’in özelleştirilmesi bulunuyor.Tuzun macerası sanki Osmanlının çöküş döneminden başlayıp günümüze kadar uzanan mali polikatanın bir özeti gibi görünüyor.Tuz kaçakçılığı da bu manzaranın bir parçası.
Galata bankerlerinden söz ederken,Kiraze romanını hatırlıyoruz:İspanya’daki engizisyondan kaçıp İstanbul’a yerleşen Yahudilerin bankacılık faaliyetlerini….Kiraze’nin yazarı Solmaz Kamuran,tuz güzergahında bir çağrışımlar yolculuğu ile bu kitapta yerini alıyor.
Tuzu,tabii, işkence bağlamında da anmalıyız.Kesilen kelleler çabuk bozulmasın,kimin kellesi olduğu bilinsin,ibret bir yanılma olmasın diye kesik baş tuzlanarak korunuyor.
Kartacalıları mağlup ettiklerinde,Romalılar,tek bir insan bırakmamacasına Kartacalıları kılıçtan geçirmişler,tarlalarını yakmışlar,sonra da o topraklarda bir daha bir sap bile yeşermesin,kökleri kurusun diye toprağı tuzlamışlar….
Diğer taraftan,tuz hayati önemi dolayısıyla,temel değerleri,kutsal değerleri temsil eden bir sembol.”Tuz hakkı”deyimi insanı insan yapan sadakat değerini ifade ediyor.
Sadakatten yemine ve yemin törenlerine geçiyorum.Geçtiğimiz Kurban Bayramından(2001)Türkmenistan’da bir af ilan edildi ve hapishane makumları serbest bırakıldı.Mahkumlar,Kur’an ve tuza el basarak işledikleri suçu bir daha işlemeyeceklerine yemin ettikten sonra hapishaneden salındılar.(Zaman gazetesi)Bu,hapishane kültürüne kaydedilecek ve kültür tarihçilerince takibe alınacak bir yenilik.
Tuzluklar plastik sanatlar alanına giriyor.Fonksiyonel ve estetik açılardan değerlendirilebili.Bir tuzluk modeli,”Tuzluk operasyonu”manşetiyle basına konu oldu.Tuzluk imal eden bir firmanın ürettiği bu tuzluklar adam şeklinde olup Apo’ya benzetildiği için kasketi ve bıyıklarıyla bence daha ziyzde Bülent Ecevit’e benziyorlardı,tatsızlık çıkmış derken, bu tiplemenin İbrahim Tatlıses de olabileceği,hatta esmer ve bıyıklı,azıcık da tıknaz birçok insana benzediği söylenmiş ve iş tatlıya bağlanmış(radikal,29 Mart 2001).
Hayatın tadı tuzu eksik olmasın mı demek lazım?
Prof.Dr.Emine Gürsoy-Naskali
İstanbul      http://efemtuz.com/index_files/Page930.htm

TUZ
Değerli izleyiciler hepinize saygıyla selamlıyorum.Bir yazı emekçisi olarak”Tuz Sempozyumu”na izninizle,bir tutam tuz da ben serpmeye çalışacağım.
Şiir “Gök Kubbesi”nin coşkulu,çağıltılı ve bilge sesi Yahya Kemal,Vuslat”adlı yapıtının mısralarında diyor ki:

Kanmaz en uzun buseye,öptükçe susuzdur,
Zira susatan zevk o dudaklardaki tuzdur;
İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan.
Bir sır gibidir az çok ilah olduğumuzdan.
Aşka tuzu ancak Yahya Kemal gibi bir büyük şair böylesi bir ustalıkla katabilirdi.Yarin dudağındaki o baştan çıkarıcı,o doyumsuz arzu ve zevklerin anahtarı bir nebze tuzu hayatımızdan çıkarıp atsak büyük harfli insandan geriye her halde fazla bir şey kalmazdı.Aşımıza da aşkımıza da tat veren hep o.Ya da tümden tadımızı kaçıran…Hem de şu dünyaya geldiğimizden bu yana…Tuz,yer küresini paylaşan tüm canlıların,özellikle de biz insanların şiddetle ihtiyacı olan bir mineral.Her ne kadar bir keçi gibi dağlarda durmadan kaya tuzu yalamıyorsak da onsuz bir hayat bizler için de düşünülemez.
Adı eski çağlardan bu yana ekmekle,yani insanlığın en temel gıdasıyla birlikte anılan tuz,bütün toplumlarda vazgeçilmez bir unsur olmuş.Eski Ahit’te”Rabbin önünde ebedi tuz ahdidir.”sözleri geçer..Yeni Ahit’te ise “Toprağın tuzu,Yaradan’ın öyküsünü anlatsın.”denir.Yeni evlenen çiftler Hristiyanlıkta şarap,ekmek ve tuzla kutsanırlar.Pek çok dilde tuzla insan ilişkisi üzerine kurulmuş deyimler kullanılır.Örneğin,Yunanlılar”Tuza karşı günah işleme.”derken,İranlılar ise “Tuza ihanet etme.”derler.Bizdekilere gelince,neredeyse saymakla bitmeyecek kadar çoktur tuzlu deyimlerimiz ve adetlerimiz.
Hangimiz koyu bir bezginlik ve mutsuzluk anında”Artık benim için hayatın tadı tuzu kalmadı”dememiştir?Ya da sabrımızı taşıran bir durumda”Bu da artık tuz biber ekti”cümlesini sarf etmemiştir?Olumlu bir işe katkı yapanların ise soylu tevazularının sembol kelimeleridir.”Çorbada tuzum bulunsun”deyimi.Çarşıya pazara çıkıp da  kasıp kavuran pahalılıkla çarpılanlar bir yandan başlarını iki yana sallar,bir yandan”amma da tuzluymuş”derler.Kalkışılan bir işin ya da alış verişin umulandan daha fazla maddi yük getirmesi durumunda da hemen”tuzluya patladı”denir.”Tuzu kuru olan”ların hayatlarına kimi zaman gıptayla bakılır,kimi zaman da “tuzsuz aşım,dertsiz başım”sözlerinde bir avuntu aranır.
Kazayla elden düşürülen cam vazo kırılır, bin parçaya bölünür ve ‘Tuzla buz olur’ sevgilin ihanetiyle karşılaşan yürek de ……  Gönül yarasını unutmaya çalışana sakın hatırlatmayın
O eski günleri, yoksa ‘yarasına tuz basmış ‘olursunuz. Gençler şakalaşırken ‘koklayayımda  kokma ‘ diye kıkırdaşır. Huysuz kaynanalar, önlerindeki tabağı ‘ ya benim  ya da bunun tadı tuzu yok ‘ diye iterler. Yolsuzluklar ayyuka çıktığında ve bu yolsuzluklar beklenmedik irtifalara ulaştığında, yaşını başını almış büyükler’ et kokarsa tuz basarsın  ya tuzda kokarsa’ diye mırıldanırlar.
Anadolunun bazı yörelerinde hala tuz aracılığı ile duygu ve düşünceler ifade edilir. Genç kızlar yemeğin tuzunu kasıtlı olarak kaçırarak evlenme arzularını açığa vururlar kimi dağ köylerinde konuğa ilk ikram biraz tuz, biraz biber ve bir dilim ekmektir. Nede olsa ‘tuzla biber hızlı gider’ hamile bir kadının başına belli etmeden tuz serpilirse doğacak bebeğin cinsiyetini tesbit için hiç bir modern tıbbi cihaza gerek kalmayabilir. Nasılsa anne adayı burnunu ellerse oğlu, ağzını ellerse kızı olacak demektir. Tuzun yararları sevmekle bitmez.
Eğer kem gözlerden korkuyorsanız yine tuza başvurun bir avuç tuzu başınızdan şöyle bir geçirip ateşe atıverin. Göreceksenz nasılda turuncu alevlerle çatır çatır yanacaktır o tuz.
İçiniz rahat olsunartık uzun süre nazara gelmezsiniz. Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan tuz, neyseki dünyamızda ve Tuz gölümüzde bol bol var . denizler göller, kayalar..
Türkiyede tuz kaynakları açısından çok zengin yani sofralarımızın tuzsuz kalma tehlikesi yok .üstelik artık yanında başka bir arkadaşı daha var: iyot.yaklaşık iki yıl önce alınan bir kararla gıda kodeksi çerçevesinde Türkiyede iyotsuz sofra tuzlarınınsatışı tamamen yasaklandı. Bunun gerekçesi türk tüketicilerinin zeka düzeyini sekiz puan yükseltmekti. Bu kararı uygulamayan tuz üreticileri ve satıcılarına ise altımilyarlira ceza uygun görülmüştür. Doğrusu 8 puanlık bir toplumsal zeka artışı için çok daha fazlası bile değer. Bir insan, iyotlu yada iyotsuz günde ortalama dokuz gram tuz tüketiyormuş oysa vücüdumuzun günlük gereksinimi sadece iki gram. Yani yarım çay kaşığı kadar.
Daha fazlasının zararı üzerine her gün bir yığın haberle karşılaşıyoruz . böylesine elzem bir maddenin fazla kullanımının yol açabileceği hastalıkların listesi  gerçektende herkesi dehşete düşürecek ölçeklerdedir: görme bozuklukları böbrek yetmezliği, kalp ve damar hastalıkları, felç, kanser…oysa kütür kütür bir salatalık turşusu, yada üzeri incecik kıyılmış dere otu ile süslü küçük bir tava tuzlu balıktan vazgeçmek hiç de kolay değildir.
Neyseki arada bir iyi haberler de duyuyoruz.Time dergisi, geçtiğimiz yıl Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarını yayınlayarak yüeklerimize su serpti.
Sahanda yumurta fotorafı ileverilen haberde şimdiye kadar uzmanlarınkara listeye aldıkları yumurta,margarin ve tuzun aklandığı, sanıldığı kadar zararlı olmadıkları müjdesi veriliyordu. Medya yoluyla sağlığımızı yönlendirmekçok kolay bir yöntem gibi görünsede,aslında son derece zor ve atta akıl karıştırıcı.
Birbirinin neredeyse tam aksi bir yığın tez…..ve çoğuda bizimtuzla ilgili.Ama seyrekte olsa,sağlık dışı haberlerede konu olabiliyor tuz.
TUZUN KEŞFİ
Eski bir Türk atası olan Tutuk günlerden bir gün ava çıkmış ve bir geyik vurmuştu.Geyiği kebap edip yerken nasıl olmuşsa,etten bir parça yere düşmüş ve bu et parçası telef olmasın diye  onu alıp yemişti. Yere düşen eti alıp yiyince etin lezzetinin değişmiş olduğunu gördü .Meğerse orası tuzlu bir yermiş .Ete tuz bulaşınca birden tadını değiştirivermiş.Böylece tuzu keşfeden Tutuk, herkese  ete tuz koymalarını ve öyle yemelerini emretmiş.
Bir başka keşif hikayesi ise Hazreti İbrahim zamanında hacca gidenler için,mükafat olarak cennetten alınan tuzun hediye edildiği söylenmektedir.
TUZ DEYİMLERİ
Tuz ekmek hakkı bilmeyen iki gözden olur.
Tuzdan leziz, sudan aziz bir şey yok gibidir.
Her nesnenün tuzu vardır.Ahilik ve şeyhlik tuzı, ekmeği kazanup miskinlere yidürmekdür.
Tuzu sağa sola dökme, sıtmalı gibi konuşmalar yapma, ekmeğin üzerine basma
Açık yaraya tuz atılmaz
Boynuna tuz torbası takma, evlenipde sorumluluk alma
Tuzlu yedirdiğinde su da içir
Kadın tuz der erkek cız der
Tuzsuz koyun, tuzlu koyunu yalaya yalaya bitirir.
Tadsız çorbaya  tuz kar etmez
Arsıza söz, kokmuşa tuz kar etmez.
İşin içine çok aşçı girerse çorbanın tadı tuzu kalmaz

TUZUN  TAD DIŞINDA KULLANIMI
Buz dolabının iyi soğutması için, içine bir torba tuz koyun, dolabın içindeki nemi alacaktır.

TUZLU KAHVE
Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen kösedeki şirin kafe ye oturdular. Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı.. “Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı..
“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi.. “Kahveme koymak için..” Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı..
Kahveye tuz!.. Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var” dedi..
Delikanlı anlattı:
“Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki..” Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının.. Kız dinlediklerinden çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini arayan, evini sakınan biri.. Ev duyusu olan biri.. Kız da konuşmaya başladı.. Onun da evi uzaklardaydı.. Çocukluğu gibi.. O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu.. Tatlı ve sıcak.. Ve bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii.. Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlendi ve sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine, içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü..
40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye bir mektup bırakmıştı sevgili karısına.. Şöyle diyordu, satırlarında..
“Sevgilim, bir tanem..
Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun?. Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan.. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiç bir sebep yok.. İste gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu, tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da..”
Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı.
Lafı açıldığında bir gün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey” diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadının..
“Çok tatlı…..!” dedi..

Tuzda Pişirilmiş Balık

Tuzda pişirilmiş balık

Tuz kaplanarak fırında pişirme tekniği, bence balık pişirmenin en güzel tekniklerinin başında gelir. Zira ısınınca sertleşen ve neredeyse bir çimento etkisi gösteren tuzlu sıva, balığın tüm kendi lezzetinin içeride hapsolmasını sağlıyor. Böylelikle de balığın lezzetini azami ölçüde hissedebiliyorsunuz. Tuzda balık belli başlı balık lokantalarında yapılan ama evlerimizde pek tanımadığımız bir pişirme yöntemi. O nedenle bu muhteşem tekniği bilmek hoşunuza gider diye düşündüm.

Tuzda balığı en son geçen hafta İzmir’de, İnciraltı Mercan balık lokantasında yedim. İzmir’e gidiş nedenim, ihracatçılara yönelik geniş katılımlı bir konferansın konuşmacısı olmamdı. “Yeni Dönemde Kárlı Büyümenin Yolları” isimli konferansıma ilgi tahminimden çok fazla oldu.

Ama katılımcılar arasında birkaç kişi vardı ki, benim için en güzel sürpriz onlardı: Yatılı okulda (İzmir Maarif Koleji-BAL) yedi sene birlikte okuduğumuz ve 1972 yılından beri görmediğim arkadaşlarım. Hemen oracıkta bir organizasyon yapıp, 6 sınıf arkadaşı, akşam yemeği için İnciraltı’daki Mercan balıkçısına gittik. Mercan Balık, işine gerçekten düşkün insanların yeri. Çok sevdim. Özellikle de tuzda pişirdikleri 2.5 kg. ağırlığındaki iri deniz levreğini. Ama ızgara kalamar da mükemmele yakındı. İnciraltı Mercan’ın genelde çok iyi ve önerebileceğim bir balık lokantası olduğunu söyleyebilirim.

NASIL YAPACAKSINIZ

Tuzda balık yapmak için ihtiyacınız olan malzemeler şunlar: 1.5-2 kg ağırlığında iri levrek; 4 yumurta beyazı; 1/2 su bardağı su; 3 kg. iri kaya tuzu ya da sofra tuzu.

Yapılışı ise şöyle: Fırınınızı 1850C dereceye ayarlayıp ısıtın. Büyük bir kase içinde yumurta beyazları ile suyu çırpın. Tuzu ilave edip elinizle yoğurarak bir bulamaç elde edin. Balığın boyundan en az 5 cm. daha uzun bir fırın tepsisinin tabanına bulamacın üçte birini elinizle yayarak yerleştirin. Üstüne temizlenmiş ve kurulanmış bütün balığı oturtun. Geri kalan bulamacı balığın üzerine sıva yapar gibi hiç delik bırakmayacak şekilde sıvayın. Bir spatula ile tuzlu bulamacın yüzeyini düzleştirin. Isınmış olan fırında 40-45 dakika kadar pişirin.

Servis için: Fırın tepsisini masanın üzerine ya da yanındaki servis masasına getirin. Bir çekiç ve keski kullanarak sertleşmiş olan tuzu kırın, ama fazla parçalamamaya dikkat edin. Ardından, iri kırılmış tuz parçalarını dikkatle dışarı alın. Balığın derisini soyun ve etlerini önceden ısıtılmış tabaklara paylaştırın. Deriyi soyarak servis ettiğiniz için balık tuzlu bir lezzet vermeyecektir.

Alternatif balıklar: İri deniz levreği bu teknikte çok iyi sonuç vermekle birlikte siz dilerseniz başka balıklar da kullanabilirsiniz. Önereceğim balıklar arasında iri fangri, iri sinarit, çok büyük olmayan somon veya lağos da çok iyi netice verir. Balıkların bütün olarak kullanılması gerekir. Dilerseniz bir spatula ile tuzlu bulamaç üzerine balık şekli de verebilirsiniz

http://efemtuz.com/index_files/Page1012.htm

5 Ocak 2009

İyotlu ve İyotsuz Tuz….

Kategori: Sağlık — turkceci @ 10:56 pm
Tags: , , ,
Çocuklara iyotlu yetişkinlere iyotsuz tuz
Tiroit bezi, vücudun tüm dengesini alt üst edebiliyor. Çünkü tiroit bezinde ortaya çıkan hormon bozuklukları ve nodüller, zamanla kansere dönüşebiliyor. Özellikle son on yılda tiroit kanseri vakalarının hızlı artışı ve en hızlı artış gösteren kanser türü olması, halkın dikkatini bu konuya iyice yoğunlaştırmasına neden oldu. Sofralarda kullanılan tuzun iyotlanmasının ise guatrla mücadelede ve gelecek nesilleri korumada büyük bir adım olduğuna dikkat çeken uzmanlar; sofrada çocukların iyotlu, yetişkinlerin ise iyotsuz tuz kullanmasını öneriyor

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Endokrin Cerrahi Servisi Öğretim üyesi Amerikan Tiroit Derneği Türkiye Üyesi olan Prof. Dr. Mete Düren tiroit hastalığıyla ilgili soruları yanıtladı:
* Tiroit bezi nedir ve görevleri nelerdir? Tiroit hastalıkları ne gibi şikayetlerle edilir?
Tiroit bezi, boyunda nefes borusunun hemen önünde yer alan ve tiroit hormonu salgılayarak vücutta sinir sisteminden sindirim sistemine kadar hemen hemen tüm sistem ve organların işleyişini düzenleyen bir bezdir. Tiroit bezinin büyümesine guatr adı verilir.

* Tiroidin hormon bozuklukları nasıl fark edilir? Tiroit bezinin hipertiroidi dediğimiz kontrolsüz hormon üretimini arttırması, genç hastalarda özellikle kilo kaybı (iştah artmasına rağmen), yaşlı hastalarda kalp çarpıntısı, ellerde titreme, terleme, sıcağa karşı toleranssızlık, sinirlilik, kadınlarda adet bozukluğu, saçlarda incelerek dökülme ve ishal şikayetlerine sebep olur. Daha sık görülen hipotiroidi, yani gerektiğinden daha az hormon üretimi halinde ise vücutta ve özellikle yüzde şişkinlik, su tutulması, kilo artışı, kabızlık, adet bozukluğu, saçlarda kalınlaşarak dökülme, ciltte kuruluk, soğuğa karşı toleranssızlık, hareketlerde ve ileri hallerde zihinsel fonksiyonlarda yavaşlama görülür.

YEMEKLER TUZSUZ OLMALI
* Türkiye’de hastalık ne sıklıkta görülüyor? Halkın yüzde 40′ında, kadınların yüzde 60′ında değişik boyutlarda tiroit nodülleri bulunur. Bu nodüllerin yüzde 95′i genellikle iyi huylu olurken, yüzde 5′inde tiroit kanseri bu nodüller arasında adeta gizleniyor. Hipertiroitiye göre daha sık görülen hipotiroiti tiroit iltihaplanmasının son yıllarda hızla artmasından dolayı 40 yaş civarı kadınların yüzde 20’sine kadar ulaştı.

* Tiroit iltihabının sebepleri neler? 2000 yılından itibaren tuzlarımızın iyotlanması ile birlikte gelecek nesilleri guatrdan korumak için çok önemli bir adım atıldı. Ancak bu tür programların uygulandığı tüm ülkelerde olduğu gibi (Arjantin, İsviçre) iyotlanmanın ardından gelen 20 yılda iltihaplanma yani tiroitit ve bunlar içinde özel bir şekil olan Hashimoto tiroidi ve bu zeminde gelişen tiroit kanseri sıklığı 4-5 kat artıyor. Bizim ülkemizde de durum bu civarda. Onun için iyotlu tuzun bebek ve gelişme çağındaki çocuklarda kullanılması, erişkinlerin ise özellikle tiroit hastalarının iyotsuz tuz kullanması daha doğru olur.

* Mutfakta yemek nasıl pişecek? Mutfakta yemek tuzsuz pişecek, sofrada ise iki tuzluk bulunacak: Çocuklar iyotlu, erişkinler iyotsuz tuz kullanacak.

* Tiroit hastalığının erken tanınabilmesi için ne yapmalı? Bütün check up programlarında tiroit
hormon seviyesinin en hassas göstergesi olan TSH hormonu ve tiroit ultrasonografisi yer almalı. Ayrıca halk sağlığı taramalarında nasıl meme kanseri için mamografi veya rahim kanseri için smear yapılıyorsa, tiroit US ve iğne biopsisi de bir halk sağlığı programına alınmalı.

İĞNE BİYOPSİSİ
* Tiroit hastalarında ne tür teşhis cihazları kullanılıyor? Eskiden tiroit hormonları ile tiroit sintigrafisi kullanılırken bugün sintigrafiyi tiroitin az veya çok çalıştığını görmek için kullanıyor, nodüller ve tiroit kanseri için daha hassas olan ultrasonografiyi tercih ediyoruz.

* Tiroitteki kitlenin iyi huylu mu, kötü huylu mu olduğunu anlamak için ne yapılıyor? Kitleden hiçbir yan etkisi olmayan iğne biopsisi yapıyoruz ve bunu deneyimli bir patolog bizim için yorumluyor. İyi huylu dediği zaman yüzde 95 doğru, kötü dediği zaman yüzde 99 doğru çıkıyor. O nedenle iğne biyopsisi olmadan ameliyat yapılmasını özellikle deneyimi az cerrahların ameliyat sonunda sürpriz sonuçlarla karşılaşmamaları için her yerde öneriyoruz.

* Gözlerin etkilendiği durum hangi tipte görülüyor? Gözlerin dışarı doğru itilmesi veya göz kapaklarının yukarı çekilmesi hipertiroitinin özel bir şeklinde görülüyor (Basedow-Graves Hastalığı). Bu durumda hipertiroitinin başarılı tedavisi gözlere de olumlu etki yapıyor ama bir grup hastanın göz bulguları devam edebiliyor veya ilerliyebiliyor. O zaman göze yönelik bir takım müdahaleler yapılması gerekebiliyor.

http://www.kadinlarkulubu.com/endokrinoloji/172421-iyotlu-ve-iyotsuz-tuz.html

3 Ocak 2009

Merkez, yeni TL’sini savundu: ‘İKİYÜZ’ diye yazmak doğru’

Kategori: Yazım kuralları — turkceci @ 10:39 pm
Tags: , , , , , , ,

Merkez Bankası, banknotta yer alan ‘İKİYÜZ’ ibaresinin yazılış şeklinin para ile ilgili belgelerde ve kıymetli evraktaki sayıların yazım kuralına uygun olduğunu bildirdi.


Merkez Bankası, 1 Ocak 2009 tarihinde dolaşıma çıkarılan 200 Türk Lirası değerindeki banknotta yer alan “İKİYÜZ” ibaresinin yazılış şeklinin para ile ilgili belgelerde ve kıymetli evraktaki sayıların yazım kuralına uygun olduğunu bildirdi.

Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada para ile ilgili belgelerde ve kıymetli evrakta geçen sayıların bitişik yazıldığına dikkat çekilerek, “Örneğin, kıymetli evrak niteliğindeki banknotlarımızdan 15 Haziran 1939 tarihinde dolaşıma çıkarılan 2. Emisyon Grubu 500 Türk Lirası’ndaki “BEŞYÜZ” ibaresi bitişik yazılıdır. Aynı şekilde, 24 Nisan 1946 tarihinde dolaşıma çıkarılan 3. Emisyon Grubu 500 Türk Lirası’nda yer alan “BEŞYÜZ” ibaresi de bitişik yazılmıştır. Dolayısıyla, 1 Ocak 2009 tarihinde dolaşıma çıkarılan 200 Türk Lirası’ndaki “İKİYÜZ” ibaresinin bitişik yazılmış olması para ile ilgili belgelerdeki ve kıymetli evraktaki sayıların yazım kuralına ve 1939 yılından bu yana oluşan teamüllere uygun bulunmaktadır” dendi.

http://www.nethaber.com/Ekonomi/85683/Merkez-yeni-TLsini-savundu-IKIYUZ-diye-yazmak

2 Ocak 2009

TÜRKÇESİ VARKEN

Kategori: TÜRKÇESİ VARKEN — turkceci @ 10:51 pm
Tags: ,

BRİFİNG VERMEK

BİLGİLENDİRMEK

DEKLARASYON

BİLDİRİ

ENTEGRASYON

BÜTÜNLEŞME

KABİNE

BAKANLAR KURULU

LANSE ETMEK

ORTAYA ATMAK

REFERANDUM

HALKOYLAMASI

EMPOZE ETMEK

DAYATMAK

KANALİZE ETMEK

YÖNLENDİRMEK

ASİMİLASYON

1.ÖZÜMLEME,2.BENZEŞME

KONSENSÜS

UZLAŞMA

KOORDİNASYON

EŞGÜDÜM

OBJEKTİF

NESNEL, YANSIZ

DEKLARE ETMEK

BİLDİRMEK

STAR

YILDIZ

PERSPEKTİF

BAKIŞ AÇISI

ENTEGRE OLMAK

BÜTÜNLEŞMEK

NICK NAME

KULLANICI ADI,TAKMA AD

PARTNER

OKEYLEMEK

ONAYLAMAK

ANTİPATİK

SEVİMSİZ, İTİCİ

MANTALİTE

ANLAYIŞ

DİZAYN

TASARIM

ANALİZ

ÇÖZÜMLEME

ONLINE

ÇEVRİMİÇİ

KRİTER

ÖLÇÜT

PART-TİME

YARI ZAMANLI

PESİMİST

KARAMSAR

SLAYT

YANSI

EMPOZE ETMEK

DAYATMAK

DRIVER

SÜRÜCÜ

BYE BYE

ESEN KAL/GÜLE GÜLE, GÖRÜŞÜRÜZ

EXIT

ÇIKIŞ

CHECK ETMEK

DENETLEMEK

FEEDBACK

GERİ BİLDİRİM

FULL-TIME

TAM GÜN, TAM SÜRE

KOORDİNASYON

EŞGÜDÜM

ABSÜRT

SAÇMA

ADAPTE OLMAK

UYUM SAĞLAMAK

LAPTOP

DİZÜSTÜ

PROVOKE ETMEK

KIŞKIRTMAK

JENERASYON

KUŞAK

VERSİYON

SÜRÜM, UYARLAMA

EKSTRA

FAZLADAN

İMİTASYON

TAKLİT

OPTİMİST

İYİMSER

SAVE ETMEK

KAYDETMEK

ADİSYON

HESAP FİŞİ

PRINT OUT

ÇIKTI

ANONS ETMEK

DUYURMAK

BODYGUARD

KORUMA

DOKÜMAN

BELGE

DİREKTÖR

YÖNETMEN

DUBLAJ

SÖZLENDİRME

EXHİBİTİON CENTER

SERGİ MERKEZİ

FRAGMAN

TANITIM PARÇALARI

JENERİK

TANITMA YAZISI

KOLAJ

KESYAP

MONTAJ

KURGU

NÜANS

AYIRTI

PRODÜKSİYON

YAPIM

SİNGLE

TEKLİ

SİT-COM

DURUM GÜLDÜRÜSÜ

PRÖMİYER

İLK GÖSTERİ

http://ankarafenadt.com/turkce/turkce/?page_id=36

YABANCI ADLANDIRMA ÇILGINLIĞI

Kategori: TÜRKÇESİ VARKEN — turkceci @ 3:52 pm
Tags: , , ,

YABANCI ADLANDIRMA ÇILGINLIĞI

RUH SAĞLIMIZI BOZUYOR:

UŞAK “HOSPİTAL CEYLINE” DA AÇILDI!

Yıllardır verdiğimiz tepkiler sanki suya yazılıyor; işyerlerine, ürünlerine yabancı ad verme yarışı sürüyor. Bu yarışa girenlerin sergilediği davranışı, “çılgınlık” olarak tanımlamaktan başka yolumuz kalmadı. Yeme, içme, eğlenme, konaklama yerlerinin yanı sıra İstanbul, Ankara gibi kentlerdeki özel hastanelerin adlarına baktığımızda da şaşırıyoruz. “Özel” sözcüğünün arkasına yabancı sözcüklerle birlikte kent, semt… vb. adları sıralanıyor. Bu bilinçsiz ve gülünç adlandırma çılgınlığı karşısında dilimize Farsçadan giren, yüzlerce tabelaya yazılan “hastane” sözcüğünü arar olduk; “hospital”ı kullanmak bir ayrıcalık sayılıyor. Çünkü “hospital”lar, bu adı söyleyebilenleri; hastaneler umarsız halkı iyileştirmeye çalışıyor.

Tıp dilindeki sorunları çözememişken, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının sağlığıyla ilgilenecek, çoğunca Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan sağlıkçıların görev yaptığı, “BioLifeClinic, Electron Medical, Hospitalium Haznedar, Academic Hospital, Avrasya Hospital, Özel International Hospital, Özel İstanbul Hospital, Özel İstanbul Medicine Hospital, Özel Medical Park Bahçelievler Hastanesi…” gibi onlarca hastanenin adını söylemekte de zorlanıyoruz.

Bu “hospital”ların çoğunda bu adlandırmaları yapanların, bu adlandırma biçimini doğru bulanların “ruhsal durumunu, kişilik özelliklerini” inceleyip tedavisine yönelik öneri getirecek bölümler olduğunu düşünüyor ve bu konuda uzman desteği bekliyoruz.

Ege’nin güzel kenti Uşak’ta açılan “Hospital Ceyline”ı nasıl okuyacağız? “Ceyline” İngilizce bir sözcük müdür; yoksa bizim güzel gözlü “ceylan” mıdır? Eğer “ceylan”ımız, “ceyline” yapılmışsa, bunu yapanları nasıl adlandıracağız? “Ceyline” bizim “ceylan” değilse, “hospital” bizim “hastane”yse, Uşak kentindeki “Hospital Ceyline”ın “ruh ve sinir hastalıkları” bölümünden yardım istiyoruz!

Bu adlandırma çılgınlığını durdurmak, gittikçe bozulan dil bilincimizi ve ruh sağlımızı korumak için bilinçli yurttaşların adı, tadı yabancı olan her şeyden, her yerden uzak durmasını öneriyoruz!

Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Sevgi Özel

WordPress.com'dan blog alın.