Türkçeci Günlüğü

28 Mart 2009

Damga’dan Basımevi’ne

Kategori: Basım — turkceci @ 12:13 pm
Tags: , , , , ,

Damga’dan Basımevi’ne:

Gutenberg dönemi baskı makinesi

Basım aygıtı (Matbaa) konusu açılmışken iki yaygın yanlış anlayışa değinmek isterim.
(1) Matbaayı Gutenberg buldu!
(2) Elyazmacı yobazlar matbaayı 300 yıl Türkiye’ye sokmadı!

Temel sorun bir kavrayış sorunu. Soruları doğru sorarsak, işin aslını daha kolay kavrarız:
(1) Gutenberg’in basım işine katkısı neydi?
(2) Eski yazı baskı işine karşı elyazmacıların direncinin önemi ne?

BASKI YORDAMININ ÜÇ TEMEL AŞAMASI

silindir biçimli bir sümer  mühürü

Gutenberg’in katkısını belirlemek için, baskı yordamının gelişmesine bakmak gerek.

BASIM işinin gelişiminde üç önemli aşama vardır:

BİRİNCİSİ, belli bir İM izinin istenildiği sayıda çoğaltılabilmesi, ya da DAMGA aşaması. Bunun en eski örneklerinden diri SÜMERLER de görülür ( Sümerlerin Türklüğü konusuna burada girmeyelim). Dahası, kil tabletlere bastırılarak iz bırakanları yanında, tablet üzerinde döndürülerek iz oluşturan YUVARLAK MÜHÜRLER var. ( Bu yuvarlak damga düşüncesi, binlerce yıl sonra, Rotatif baskı makinelerindeki dönme silindirler olarak yeniden ortaya çıkar) Kil yerine deri, kumaş ya da benzeri maddeler üzerine iz bırakmak içinse BOYA kullanmak gerek. Bedri Rahmi’nin yaşatmaya çalıştığı YAZMA denen başörtüsü üretiminde kullanılan yordam işte bu damga yordamı. Benzeri yordamla süslenen bir kumaşa da BASMA diyoruz Bir belgenin tahtaya, taşa, bakıra d.b.’ye (=”diğer benzerleri” kısaltması, yaygın v.s. “ve saire” kısaltması yerine) kazınarak yapılan kalıbı ile çoğaltılması çok eski ve yaygın bir uygulama idi. Cengiz’in buyrukları hep böyle çoğaltılıp dağıtılırdı. Bu yolla basılmış kitaplar bile vardı. Nitekim TAŞ BASMASI yayıncılık ülkemizde Cumhuriyetin ilk yıllarında bile kullanılmıştır.

Orhun Alfebesi Ünsüz Harfler

Orhun Alfebesi Ünlü Harfler

İKİNCİ AŞAMA, her sayfa için bir oyma kalıp kullanmaya dek gelişen damga yordamı yerine, OYNAK HARFLER kullanma aşamasıdır. Bu aşamada, istenen her belgenin kalıbı oynak harfleri yan yana dizerek düzenlenmektedir. Dolayısıyla da, her bir harften yeterince üretip el altında bulundurmak gereklidir. Her kavramın belli bir İM ile gösterildiği Çince’de, her kavramın imini ayrı bir damga olarak yapma kolaylıkla gelişmiştir. Ama, on binleri bulan bu damgaların yan yana konup sayfa kalıbı yapılması yerine, elle sırayla basılması daha uygundu. Çince “ayrı im” kalıbı düşüncesini doğurmaya yatık ise de, “yan yana dizerek sayfa kalıbı yapma” düşüncesi için AZ SAYIDA HARFTEN OLUŞAN BİR YAZI gerekirdi. Türklerin eski yazısı, sert cisimlere oyma işlemi kolay olacak biçimlerden seçilmiş az sayıda harften oluşmaktaydı ( Orkun yazısı 38 harf, Uygur yazısı ise yalnızca 14 harf). Nitekim, Uygurların, Gutenberg’ten yüzyıllar önce, “oynak harfleri dizme” yoluyla basım yaptıkları, şimdi British Museum’da bulunan tahta harfler kullanan baskı aygıtı ile kanıtlanmıştır.(Uygurların matbaacılığı konusunda bak. Macar Türkoloğu Lazlo Rasoyni’nin “Tarihte Türklük” adlı eseri, Türkçe çevirisi Ankara 1971, sy:105-107)

KORE'de 11 yy.da metal harflerle basılmış bir kitap

ÜÇÜNCÜ AŞAMA, bu oynak harflerin geliştirilmesine ilişkindir. Kuşkusuz, harflerin boyutu küçüldükçe, hem sayfa boyutunu küçültmek hem de kitabın yaprak sayısını azaltmak olanaklıdır. Tahtadan oyulacak kabartma harfleri küçültmenin bir sınırı vardır. En azından gerekli işçilik süresi ve ustalık aşırı ölçüde artar. Tahta harfler, maden harflere göre, daha çabuk yıpranır. Bir metal işleyici olan Gutenberg’in bu işe katkısı, MADEN HARFLER kullanmaktır. Bu harfleri, hazırladığı oyuk kalıplara döktüğü bir kurşun alaşımıyla hazırladığı sanılıyor. Ancak, bu buluş için Hollandalı Koster ve İtalyan Castaldi’nin adı da öne sürülmektedir. Dahası, birkaç yüz yıl öncesinde Kore’de maden harfler kullanılarak basılan kitap örnekleri var (fareyi resmin üstüne tut).

ELYAZMACILARIN DİRENCİ

Tarihi hindi garbi - Mehmet ef. (1522-1588) / Müteferrika Mat. 1730

Kitap çoğaltmanın önemli bir yolu da elle bir kopyasını yazmaktır. Elyazması kitaplar, yüzyıllarca Doğuda da, Batı’da da kütüphanelerin en temel eserlerini oluşturmuştur. Dolayısıyla , “Yazıcı”lık önemli bir meslektir; yazıcıların sözü geçen bir kesim olması da doğal.

Denir ki, ülkeye matbaanın gelmesine, “kazancımızdan oluruz” düşüncesiyle, “yazıcı” kesimi engel olmuştur. Dahası, bu engellemede “din elden gidiyor!” yaygarasını kullanmışlardır. İlk bakışta usa yatkın görünen bu açıklama ne ölçüde doğrudur?

Birinci soru şu: Peki, bu engelleme nasıl aşıldı da, “matbaa” ülkeye geldi? Yukarıda açıkladım: Matbaa zaten ülkeye gelmiş, musevilerce hıristiyanlarca kullanılıyor. Söz konusu olan “arab elifbası” ile Türkçe kitabların basılması. Engellemenin aşılması da, “yobaz kafaları ezme” yoluyla olmamış, buna gerek duyulmamış. El yazıcıların temel üretim konusu Kur’an’ın, bazı dini metinlerin baskı yolu ile üretilmesine yasak konarak, yazıcıların “geçim derdi ile karşı çıkmaları” önlenmiş.İbrahim Müteferrika’ya din dışı konularda eserler basma izni verilmiş.Yukarıdaki resim Müteferrika matbaasında basılmış din dışı bir konuda eser: Tarihi Hindi garbi ( fareyi resmin üstüne götür). Kuşkusuz bu çözüm, Fatih devrinde de uygulanıp baskı işine izin çıkarılabilirdi.

İbrahim Müteferrika (

Bu da bizi ikinci soruya getirir: Neden Sultan III. Ahmet dönemine gelinceye, İbrahim Müteferrika’ya verilen izne dek bu yola gidilmedi? Burada iki güçlü olasılık var. Dahası, her ikisi de, belli ölçüde etkili olmuş olabilir.

Cengiz’in buyruklarının tahta kalıplara oyularak çoğaltıldığını söylemiştik. (Fotokopi öncesi dönemin çoğaltma işlemlerinden olan Teksir/multilit denen işlem de tahta yerine mumlu kağıt kullanmaya dayanıyor). Osmanlı bu işlemi kullanmıyor. Acaba neden? Çoğaltılan buyruk, “ortak kural” uygulamasını öngörür. Başka deyişle bir Yasa Devleti olmayı gerektirir. Oysa, her durum için özel bir “Padişah iradesi” kullanan, işlerin baştakinin keyfine göre yürütüldüğü bir düzende yazılan her belge yalnız belli ilgililerce bilinmesi gerekir. Dolayısıyla da, çoğaltılmış ortak metinler pek istenmez.

Ayrıca, çoğaltılmış metin kullanmak, onu okuyabilecek çok sayıda kişinin varlığını da gerekli kılar. Demek ki oldukça kalabalık bir okur kitlesi bulunmalı. Ya da, okumasa bile, yazılı metne sahip olmak isteyen büyük bir kalabalık olmalı. Kısacası bir “talep” bulunmalı.

Belli bir metnin yaygın üretimine gerek duyulmadıkça, “matbaa”ya gerek duyulmayacağı açık. Nitekim, Gutenberg ve çağdaşlarını baskı işini geliştirmeye iten, bu yaygın üretim gereğinin duyulmasıdır. Avrupadaki gelişmeler, konuya ışık tutacak niteliktedir.

Letterae Indulgentiorum, 27 Şubat 1455

İslam’da Kur’an ezberlenerek sözlü saklanırken, Hıristiyan papazları ellerindeki Latince İncili okurlardı. Nitekim, Gutenberg’in baskısını yaptığı ilk eser Latince bir İncil idi. Papalığın para karşılığı sattığı “günah bağışlama” belgelerine talep de belli bir ortak metnin çoğaltılmasına talep yarattı. Nitekim, kısa sürede 200 000″günah bağışlama belgesi( =indulgence)” basıldığı biliniyor. [ İnsanların boş yere para harcaması çok köklü bir gelenek. Şimdi de, para karşılığı Lisans, Master ve Doktora dereceleri dağıtan kuruluşlar var. Bu konuda internet'te bir tarama yeterli].
Yukardaki resim, Gutenberg’in ilk basım ürünlerinden böyle bir belge, ki bunun satışı ile Papalık TÜRKLER’e karşı sefer için para toplamıştır.(AB goygoycularına duyurulur!)
Dahası, din dışı alanlarda da yaygın bir metin üretim talebi var. Din dışı metinler için “yazım evleri” (Scriptoria) kurulmuş.

Baskı işi , önceleri dini eserlerin ve “bağışlama belgesi” çok sayıda üretilmesini, dahası “Engizisyon Sorgulaması” için kılavuzların basılmasını sağlayarak Papalığın gücünü artırırmış ise de, kısa sürede karşı güçler de bu aracı kullanarak saldırılara başlamışlardır. Luter’in Papalık karşıtı savları, baskı ile çoğaltılıp hızla yayılmıştır. Onun “kendi dilinde İncil” anlayışı, İncil’e sahip olma hevesini papazlar dışındaki halka da yayarken, dini tartışmaları da körüklemiştir. Kısa sürede, Papalık bir İndex (=Dizin) denen YASAK KİTAPLAR LİSTESİ hazırlamıştır. Ne var ki, Papalığın yasaklama çabaları etkili olmamıştır, çünkü okur sayısındaki artış ile ucuz üretim sonucu kitap talebi giderek genişlemiştir.
Örneğin Venedik’te ilk basımevi 1469′da kurulur. 1500′de ise bu kentteki basımevi sayısı 417dir. [ Oysa, İbrahim Müteferrika'dan 200 yıl sonra bile koca Osmanlı ülkesindeki basım evi sayısı bu sayıdan az.]
Yarım yüzyıl içinde(1450 -1500 arası)Avrupa’nın pek çok yerinde çok sayıda basımevi kuruldu. Önceleri bir kitabın baskı sayısı 200-300 iken 1480lerde 1000, 1500lerde ise 3000-5000 oldu. Bunun sonucu, 1480- 1490larda basılı kitap sahibi olmak, tıpkı 1980-1990larda cep telefonu sahibi olmak gibi gözde bir davranış olmuştur. Ne var ki, bu 50 yıl içinde basılan kitap çeşidi – DİKKAT kitap sayısı değil çeşidi- 6000 (altı bin) dolayındadır.

Bu bilgiler, kısa bir internet taraması ile erişebilecek olanak ve yabancı dil bilgisine sahip Taha Akyol’un -mal bulmuş mağribi misali- “Abdülhamit döneminde bir yılda 4000 kitap basılırdı” iddiasını köşesine aktarmasına şaşmak mı -yoksa şaşmamak mı- gerek, okuyucuya bırakıyorum.

books1_1_.gif

ÖZETLERSEK, bu irdelemeden şu sonuçlar çıkar:

1) El yazmacı yobazların, kazançlarından olmamak için, “din elden gidiyor!…” yaygarası ile 300 yıl ülkeye matbaayı sokmadıkları savı, pek doğru görünmüyor. ( Sn. Taha Akyol’un bu sonucu pek seveceğine kuşku yok.)

2) Arap elifbası ile baskı işinin gecikmesinde en büyük engel, bu yazıyı okuyabilen kişi sayısının azlığı gibi görünüyor. Nitekim, Harf devriminin getirdiği yeni alfebe ile yüz binlere “Millet Mektepleri”nde kısa sürede okur-yazarlık öğretilince, sözlü halk edebiyatının ürünleri ( Kör oğlu, Aşık Kerem, Battal Gazi) dizgi harflerle değil taşbasma (= taş kalıba bütün sayfa oyularak) olarak da basılıp satılmıştır. ( Sn. Taha Akyol, “eski yazı” ile Osmanlı düzeninin halkı karacahil bıraktığı anlamına gelen bu sonuçtan hiç hoşlanmayacaktır).

3) Osmanlı yönetiminin, okur yazarlığın artmasını ve Devletlülerin denetimi dışında “ne idüğü belirsiz” metinlerin kolayca çoğaltılmasını istemediklerini de söyleyebiliriz. Nitekim, Stanford Shaw’ın Osmanlı kamu hukukunun kaynakları üstüne sözleri ilginçtir. Kaynakların biri Türk yönetim anlayışının temeli olan YASA kavramı (- ki Stanford Shaw , “en üst yöneticinin dahi uymak zorunda olduğu üstün kurallar” olarak tanımlar, bugünkü söylemde “hukuk devleti” denen işte budur.). Öbürü ise İran-Bizans kaynaklı “mutlak irade” (=baştakinin dediği dedik, çaldığı düdük anlayışı) anlayışı. Osmanlının, gücü yettiğince, bu ikincisini uygulamaya eğilimli olduğu da ortada. Kimse, Yasa sözü etmiyor. Edebildikleri, “mutlak irade” şakşakçılığı olan “Padişahım mağrur olma senden büyük Allah var!”. Onu da bir kez, tahta çıkış töreninde söylüyorlar. ( Sn. Taha Akyol, batıdan belletilenleri aktarmakla yetineceğine, bize verdiği talkını tutup, biraz eleştirisel düşünebilseydi bilmem bu sonuçlara varabilir miydi? Her neyse, en azından, her yıl bir aylık ücretini bu konuları inceleyeceklere ayırsın yeter.)

4)Basımevlerinin artmasının basılı kitap sayısını artıracağı açık. Ama kitap çeşidinin eldeki basılmaya değer yazılı eser sayısına bağlı olacağı da açık. Osmanlı döneminde yılda 4000 çeşit kitap basılması için elde yereli eser bulunmadığı da belli. Pembe dizil, beyaz dizili günümüzde bile kaç çeşit kitap basılabildiği de ortada.

http://site.mynet.com/gokselturk/turk19/id12.htm

16 Mart 2009

Güncel Türkçe Sözlük’te nevruz

Kategori: TÜRKÇESİ VARKEN — turkceci @ 7:58 am
Tags: , , ,

Güncel Türkçe Sözlük’te Söz

nevruz isim (nevru:zu) Farsça nev + rûz 1 . Eski takvimlere göre yılın ve baharın ilk günü sayılan martın yirmi birine rastlayan gün. 2 . bitki bilimi Çiçekleri aslanağzına benzeyen, türlü renkte bir kır bitkisi. 3 . bitki bilimi Nevruz otu.

8 Mart 2009

Siyaseti ‘Nevruz ateşi’ sardı

Kategori: TÜRKÇESİ VARKEN — turkceci @ 11:02 pm
Tags: , , ,

Nevruz ateşi

CHP, Nevruz ve 1 Mayıs’ın resmi tatil olması için yasa teklifi verdi. Diğer partiler teklife olumlu bakıyor

ZİHNİ ERDEM/YURDAGÜL ŞİMŞEK

ANKARA – CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Hem Nevruz hem de 1 Mayıs toplumun barış içinde kutlayabildiği bir demokratik hak konumundadır. Bunları engellemeyi bir devlet görevi olarak kabul etmek sorunun kaynağını oluşturuyor. Toplum korku ve gerilimden kurtulmalıdır” derken, CHP İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek, iki konuyla ilgili teklifleri de TBMM’ye sundu. Baykal, bir grup gazeteciye “Nevruz açılımı”nın gerekçesini şöyle anlattı:

DEVLET TOPLUMUN TERCİHİNE SAYGI GÖSTERMELİ:”Nevruz da 1 Mayıs da Türkiye’de toplumsal bir sahiplenmeye kavuşmuş günlerdir. Her ikisi de toplumun barış içinde kullanabileceği bir demokratik hak konumundadır. Bunları engellemeyi bir devlet görevi olarak kabul etmek sorunun kaynağını oluşturuyor. Devlet toplumun bu tercihine saygı göstermelidir.

TOPLUM BİR KABUSTAN KURTULUR: Ve Nevruz ve 1 Mayıs günleri Türkiye için bir gerilim, korku, çatışma ortamı artık yaratmamalıdır. Bu mümkündür devletin bu 2 günü bir bayram günü toplumsal barış günü bir sevgi günü olarak kabul etmesi halinde bu kabustan kuşkudan korkudan toplumun kurtulacağına inanıyorum.

BÜTÜN DÜNYADA OLDUĞU GİBİ 1 MAYIS KUTLANMALI: Buna öncülük etmek istedik. 1 Mayıs’ta bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’nin kutlaması gereken bir gündür emeğe saygı günüdür, barış ve kardeşlik günüdür, bir dayanışma günüdür bu yönüyle bir resmi bayram ve dayanışma günü olarak kutlanmalı.

NEVRUZ BARIŞA VE KARDEŞLİĞE YARDIMCI OLACAK: Nevruz da bizim değil içinde bulunduğumuz bütün coğrafyamızın, her anlayışta insanlarımızın kutladığı bir gündür. Bir bahara geçiş günü bir değişimin, doğada bir yenilenmenin başlangıç günüdür bu yönüyle de bir bayram olarak kutlanması inanıyorum. Türkiye’de barışın istikrarın kardeşliğin dayanışmanın gerçekleşmesine yardımı olacaktır.

DERHAL DÜZENLEME YAPILMALI: Parlamento resmen tatile girmemiştir fiilen aç kapa yapılması düşünülmektedir. Açılmalıdır, işletilmelidir parlamento ve derhal bu konuda bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Artık gereksiz korkularla kendi kendimizi engellemenin anlamı yoktur buna bir son vermek lazım. Türkiye’yi kaynaştırmak bütünleştirmek lazım.”

Teklifleri verdiler

Baykal’ın bu açıklamasının ardından, CHP, İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in imzası ile 21 Mart’ın Nevruz Bayramı, 1 Mayıs’ın da İşçi Bayramı olarak kutlanarak, resmi tatil ilan edilmesi için iki ayrı yasa teklifini TBMM Başkanlığı’na sundu.

1 Mayıs için 4 teklif var

1 Mayıs İşçi Bayramı’nın resmi tatil olarak kutlanmasına ilişkin ÖDP İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, CHP İzmir Milletvekili Bülent Baratalı, DTP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ve AKP Çorum Milletvekili Agah Kafkas’ın yasa teklifleri bulunuyor. Ancak, söz konusu tekliflerin hiç birisi hükümetin destek vermemesi nedeniyle bugüne kadar görüşülemedi. Hükümet geçen yıl Nisan ayında Bakanlar Kurulu’ndan 1 Mayıs’ın ‘resmi tatil’ olması değil ‘Emek ve Dayanışma Günü’ olarak kutlanması yönünde karar çıktı. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, 2 milyar TL’lik ekonomik kayıp nedeniyle resmi tatil yapmadıklarını söyledi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ise Ocak ayında yaptığı açıklamada, 1 Mayıs’ın tatil olmasıyla ilgili olumlu görüş taşıdığını söyledi.

Nevruz için iki teklif

Nevruz’un bayram olarak ilan edilmesine ilişkin de Meclis’te iki ayrı teklif bulunuyor. Bunlardan bir tanesi DTP’ye diğeri ise MHP’ye ait. DTP Siirt Milletvekili Osman Özçelik’in, Nevruz’un ‘Özgürlük ve Barış Bayramı’ olarak kutlanması ve resmi tatil ilan edilmesine ilişkin teklifi komisyonda görüşülmeyi bekliyor. Ancak MHP İstanbul Milletvekili Atila Kaya, her yıl 21 Mart’ta kutlanan Nevruz’un bayramı olarak kutlanmasına ilişkin teklifini komisyonlarda gerekli sürede görüşülmeyince Genel Kurul gündemine getirdi. Kaya’nın teklifi 18 Mart 2008 Salı günü hem iktidar hem de muhalefetin de destek vermesi ile doğrudan Genel Kurul gündemine alındı. Ancak teklif yine iktidarın destek vermemesi nedeniyle bugüne kadar görüşülüp yasalaşamadı. Kültür ve Turizim Bakanı Ertuğrul Günay “Hem 1 Mayıs’ın hem de nevruzun resmi bayram olarak kutlanmasına varım” diyerek destek verdi.

MHP’den açık çek

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Atilla Kaya’nın imzası ile verdikleri teklifin Genel Kurul gündeminde 62. sırada beklediğini anımsattı. Seçim öncesinde bunun bir “açılım” olarak öne sürüldüğünü belirten Vural, “Bazılarına da açıkçası ’günaydın’ demek istiyoruz” dedi. MHP olarak Nevruz ve 1 Mayıs’ın gerilim aracı olarak kullanılmasını istemediklerini vurgulayan Vural, “Bütün siyasi partiler uygun görürse, 1 Mayıs’ı da emek ve işçi bayramı olarak kutlayabiliriz” dedi. Vural, uzlaşma olması durumunda teklifin seçim öncesinde görüşülüp görüşülmeyeceğine ilişkin soruya da, “Eğer gerçekten bu konuda uzlaşma aranıyorsa, TBMM’nin bugün toplantısı var. Olağanüstü toplantıya çağırmamıza da gerek yok. Geliniz bunu çıkartalım. AKP, bu kanunun çıkartılmasını istiyorsa, hemen bir Danışma Kurulu kararıyla bugün görüşülmesini temin etmemiz mümkün. MHP olarak buna hazırız, çünkü teklif bizim teklifimiz” yanıtını verdi.

Olağanüstü toplantıya gerek yok

AKP Grup Başkanvekili Nihat Ergün, CHP’nin verdiği teklifleri açılım olarak değerlendirme imkanı olmadığını belirterek, “Bunların, eski açılımlardan sonuç alınmadığı için getirildiğini düşünüyorum” dedi. Ergün, 1 Mayıs’ın ve Nevruz tatil olması için daha önce verilen teklifleri anımsatarak, “Bunlar zaman içinde komisyonlarda değerlendirilir” dedi. Ergün, grupların Meclisin tatile girmesi konusunda daha önce uzlaştıklarını, teklifler için olağanüstü toplantıya çağrılmasına gerek olmadığını ifade etti. AKP Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş ise, “CHP herhalde seçim yaklaştığı için böyle söyledi diye düşünüyorum. Bize gelirse değerlendiririz. Genel Kurul’un olağan üstü toplantısı şu anda söz konusu değil. Henüz parti yetkili kurullarında böyle birşey konuşulmadı” dedi.

İktidar ve muhalefet uzlaşsa bile hem Nevruz hem de 1 Mayıs ile ilgili tekliflerin hızla yasalaşması da şu an için mümkün görünmüyor. Meclis, bugünden itibaren yerel seçimler nedeniyle çalışmalarına resmi olarak 15 gün ara verecek. Ancak partiler İçtüzük’ten doğan bazı haklardan da yararlanarak Meclis’in 29 Mart seçimlerinden sonra 31 Mart Salı günü toplanması konusunda uzlaştı.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=924491&CategoryID=78#

Türk’ün ‘Yenigün’ü: Ergenekon’dan Çıkış

Kategori: ADLANDIRMA — turkceci @ 10:57 pm
Tags: , , ,

Başlangıçta konar-göçer (atlı-nomadik) bir medeniyete sahip olan ve bu nedenle de sosyolojik anlamda yaylak-kışlak hayatını uzun asırlar boyu devam ettiren Türk Milleti; tarih boyunca hep tabiatla içli dışlı olmuş ve onun bu medeniyet özelliği, kullandığı takvimlere de yansımıştır. Tarih içinde Türkler çeşitli takvimler kullanarak, zamanı ve hayatlarını düzenlemişlerdir. Büyük Selçuklu Devleti’nin meşhur Sultanı Melikşah dönemine kadar Türkler, 12 Hayvanlı Türk Takvimi olarak ifade edilen bir takvim kullanmışlardır. 12 Hayvanlı Türk Takvimi ‘Güneş’i esas alan bir takvim idi. Bu nedenle çok az bir farkla Miladî Takvimin hesaplamalarına uygun zaman hesabı vardı. Bu takvimde her ay ve yıl bir hayvan adı ile anılırdı. Bugün 300 milyonluk nüfusu ile Balkanlardan Çin Denizi’ne kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşamakta olan Türk Dünyasında halk takvimi olarak devam eden 12 Hayvanlı Türk Takvimi, Başta Çin, İran ve Afganistan olmak üzere Türklerin komşuları olan ülkelere ve milletlere de geçmiştir. Türkler İslamiyet’e girdikten sonra İslam Dünyasında yaygın olan ve ‘Ay’ı esas alan ‘Hicrî Takvim’i kullanmaya başladılar. Fakat özellikle malî konularda ve devletin diğer işlerinin düzenlenmesi konusunda takvim arayışları devam etmiş ve Türkler, Sultan Melikşah’la (1072-1092) birlikte yeni bir takvim daha kullanmaya başlamışlardır: ‘Celalî Takvimi’. Sultan Melikşah’ın ‘Celâlü’d-devle Ebu’l-Feth Melikşah’ lakabından dolayı bu ismi alan Celalî Takvimi, aynı zamanda ‘Melikî’ veya ‘Takvim-i Melik Şahî’ olarak da anılmıştır. Hem 12 Hayvanlı Türk Takvimi hem de Celalî Takvimi’ne göre yılbaşı ‘21 Mart’ günüdür. Celalî Takvimi başlangıçta yılbaşı olarak 15 Mart tarihini esas almış, daha sonra bu tarih 21 Mart olarak düzeltilmiştir. Bundan dolayı bu tarihe Türkçe ‘Yengi Gün’ (Yeni Gün) veya Farsça ‘Nevruz’ denmiştir. Bugün, Türk toplulukları arasında çeşitli isimlerle anılmaktadır: “Nevruz, Noruz, Navrız, Sultan Nevruz, Ergenekon, Bozkurt, Çağan, Yeni Gün, Ulusun Ulu Günü.” Türklerin yeni yılın başlangıcı, ‘yılbaşı’ olarak 21 Mart tarihini seçmesi ve bu günü en önemli millî bayram olarak kutlaması tesadüfî değildir. Çünkü bu durum Türk Milletinin konar-göçer medeniyetinin bir gereği olarak ortaya çıkmıştır. Türk’ün gündelik ve kültürel hayatında tabiat olaylarının bitiş ve başlangıcı daima önem taşımıştır. Bu anlamda ‘Nevruz’ veya ‘Navrız’ Türk kültür yapısında yalnızca bir takvim başlangıcı veya yılbaşı değildir. Nevruzun Türk kültüründe kazandığı muhtevanın yapısında bir bayram, bir umudun başlangıcı, bir dinî ve manevî muhteva; bir adetler ve gelenekler zinciri ile yaratılanın en güzeli insan ve çiçeklerin en güzeline ad oluş vardır. Nevruz, 21 Mart günü baharın başlangıcıdır. Cemreler düşmüş; ‘ilk kara kış’ (erbain soğukları) ve ‘son kara kış’ (Hamsin) olarak adlandırılan 90 günlük ‘kara kış’ bitmiştir. Havalar ısınmaya başladığı için tabiat canlanır. Bu günlerde ortaya çıkan çiçek ‘kardelen’, diğer adı ile ‘nevruz’ çiçeğidir. Yine bugün doğan çocuklara hem gerçek ad olarak hem de göbek adı olarak ‘Nevruz’ konur. Bu bayramda, ateşten atlanarak oynanan ‘sin-sin’ oyunu başta olmak üzere, yüzlerce gelenek, halen bütün Türk dünyasında yaşatılmaktadır. Türk dünyasında Nevruz ile ilgili bir diğer tören de Hızır-ı Nebi (veya Hızır-İlyas, Hıdırellez) inancıdır. Hz. Hızır ile Hz. İlyas’ın buluştuğu gün, günümüzde de Anadolu’da ve Anadolu dışındaki coğrafyalarda büyük bir katılımla kutlanmaktadır. Türk millî kültüründe Nevruz, aynı zamanda bir ‘yeniden doğuş’tur; ‘Ergenekon’dan Çıkış’tır. Ebulgazi Bahadır Han’ın ‘Türklerin Şeceresi’ isimli önemli eserinde ayrıntılı bir şekilde anlattığı Ergenekon Destanı, bu yeniden doğuşun destanıdır. Ergenekon’dan çıkışın tarihi de 21 Mart gününe denk gelmektedir. Bu nedenle Türkler, 21 Mart tarihinde hem yeni yılın gelişini, hem de yeniden doğuşu kutlamaktadırlar. Ana hatları ile Ergenekon Destanı şu şekildedir: Türk illerinde Gök-Türk oku ötmeyen, Gök-Türk kolu yetmeyen bir yer yoktur. Bütün kavimler birleşerek Gök-Türklerden öç almak için yürürler. Gök-Türk Kağanı İl-Kağan’ın çocukları çoktu. Savaşta hepsi öldüler. İl-Kağan’ın o yıl evlendirdiği küçük oğlu Kıyan (Kayan) ile yeğeni Negüş (Tukuz) kurtuldular. Bu ikisi eşleri ile birlikte sığındıkları yere Ergenekon adını verdiler. Zamanla çoğalarak bu sığındıkları yere sığmaz oldular. Atalarının eski yurtlarını geri almak için çeşitli yollar aramaya başladılar. Fakat, dört tarafı dağlarla çevrilmiş olan Ergenekon’dan bir çıkış yolu bulmak zordu. Nihayet, demir madeni ile kaplı olan dağların zayıf bir noktasını tespit ederler. Buraya büyük ateşler yakarlar ve büyük körükler kurarlar. Demir dağları eritirler. Börteçine isimli bir Bozkurt’un önderliğinde Ergenekon’dan çıkarlar. Yeni bir başlangıç, yeniden bir doğuş demek olan bu tarihî gün 21 Mart’a tekabül etmektedir. Türklüğün yeniden doğuşunun, bağımsızlık ülküsünün sembolü olan Ergenekon’dan çıkış; ateşin yakılması, demirin eritilmesi ve Bozkurt’un yol göstermesi motifleriyle günümüzdeki Nevruz kutlamalarının da temelini oluşturmuştur. Nevruz ateşi Türkün bağımsızlık ateşini, örste demir dövülmesi Türkün çelikleşmiş iradesini ve nihayet Bozkurt da Türkün uyanıklığını, çevikliğini ve atikliğini temsil etmektedir. KAYNAKÇA ÇAY, Abdulhaluk, Türk Ergenekon Bayramı Nevruz, Ankara, 1993. GENÇ, Reşat, “Türk Tarihinde ve Kültüründe Nevruz”, Nevruz, Yayına Hazırlayan: S. K. Tural, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 1995, s. 15-23. GÜLER, Ali ve Diğerleri, Türklük Bilgisi, 2. Baskı, Türk Metal Sendikası Türk-Ar Yayınları, Ankara, 2001. GÜZEL, Abdurrahman, “Türk Kültüründe Nevruz ve Milli Birlik-Beraberlik”, Nevruz ve Renkler, Yayına Hazırlayanlar: S. K. Tural, E. Kılıç, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 1996, s. 167-181. KAFALI, Mustafa, “Türk Kültüründe Nevruz ve Takvim”, Nevruz, Yayına Hazırlayan: S. K. Tural, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 1995, s. 25-29.

http://www.diyemediklerim.com/turkun-yenigunu-ergenekondan-cikis-t48228/index.html?s=27f81c8227e44cd678da47ab6497d1d7&

WordPress.com'dan blog alın.