Türkçeci Günlüğü

8 Mart 2009

Türk’ün ‘Yenigün’ü: Ergenekon’dan Çıkış

Kategori: ADLANDIRMA — turkceci @ 10:57 pm
Tags: , , ,

Başlangıçta konar-göçer (atlı-nomadik) bir medeniyete sahip olan ve bu nedenle de sosyolojik anlamda yaylak-kışlak hayatını uzun asırlar boyu devam ettiren Türk Milleti; tarih boyunca hep tabiatla içli dışlı olmuş ve onun bu medeniyet özelliği, kullandığı takvimlere de yansımıştır. Tarih içinde Türkler çeşitli takvimler kullanarak, zamanı ve hayatlarını düzenlemişlerdir. Büyük Selçuklu Devleti’nin meşhur Sultanı Melikşah dönemine kadar Türkler, 12 Hayvanlı Türk Takvimi olarak ifade edilen bir takvim kullanmışlardır. 12 Hayvanlı Türk Takvimi ‘Güneş’i esas alan bir takvim idi. Bu nedenle çok az bir farkla Miladî Takvimin hesaplamalarına uygun zaman hesabı vardı. Bu takvimde her ay ve yıl bir hayvan adı ile anılırdı. Bugün 300 milyonluk nüfusu ile Balkanlardan Çin Denizi’ne kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşamakta olan Türk Dünyasında halk takvimi olarak devam eden 12 Hayvanlı Türk Takvimi, Başta Çin, İran ve Afganistan olmak üzere Türklerin komşuları olan ülkelere ve milletlere de geçmiştir. Türkler İslamiyet’e girdikten sonra İslam Dünyasında yaygın olan ve ‘Ay’ı esas alan ‘Hicrî Takvim’i kullanmaya başladılar. Fakat özellikle malî konularda ve devletin diğer işlerinin düzenlenmesi konusunda takvim arayışları devam etmiş ve Türkler, Sultan Melikşah’la (1072-1092) birlikte yeni bir takvim daha kullanmaya başlamışlardır: ‘Celalî Takvimi’. Sultan Melikşah’ın ‘Celâlü’d-devle Ebu’l-Feth Melikşah’ lakabından dolayı bu ismi alan Celalî Takvimi, aynı zamanda ‘Melikî’ veya ‘Takvim-i Melik Şahî’ olarak da anılmıştır. Hem 12 Hayvanlı Türk Takvimi hem de Celalî Takvimi’ne göre yılbaşı ‘21 Mart’ günüdür. Celalî Takvimi başlangıçta yılbaşı olarak 15 Mart tarihini esas almış, daha sonra bu tarih 21 Mart olarak düzeltilmiştir. Bundan dolayı bu tarihe Türkçe ‘Yengi Gün’ (Yeni Gün) veya Farsça ‘Nevruz’ denmiştir. Bugün, Türk toplulukları arasında çeşitli isimlerle anılmaktadır: “Nevruz, Noruz, Navrız, Sultan Nevruz, Ergenekon, Bozkurt, Çağan, Yeni Gün, Ulusun Ulu Günü.” Türklerin yeni yılın başlangıcı, ‘yılbaşı’ olarak 21 Mart tarihini seçmesi ve bu günü en önemli millî bayram olarak kutlaması tesadüfî değildir. Çünkü bu durum Türk Milletinin konar-göçer medeniyetinin bir gereği olarak ortaya çıkmıştır. Türk’ün gündelik ve kültürel hayatında tabiat olaylarının bitiş ve başlangıcı daima önem taşımıştır. Bu anlamda ‘Nevruz’ veya ‘Navrız’ Türk kültür yapısında yalnızca bir takvim başlangıcı veya yılbaşı değildir. Nevruzun Türk kültüründe kazandığı muhtevanın yapısında bir bayram, bir umudun başlangıcı, bir dinî ve manevî muhteva; bir adetler ve gelenekler zinciri ile yaratılanın en güzeli insan ve çiçeklerin en güzeline ad oluş vardır. Nevruz, 21 Mart günü baharın başlangıcıdır. Cemreler düşmüş; ‘ilk kara kış’ (erbain soğukları) ve ‘son kara kış’ (Hamsin) olarak adlandırılan 90 günlük ‘kara kış’ bitmiştir. Havalar ısınmaya başladığı için tabiat canlanır. Bu günlerde ortaya çıkan çiçek ‘kardelen’, diğer adı ile ‘nevruz’ çiçeğidir. Yine bugün doğan çocuklara hem gerçek ad olarak hem de göbek adı olarak ‘Nevruz’ konur. Bu bayramda, ateşten atlanarak oynanan ‘sin-sin’ oyunu başta olmak üzere, yüzlerce gelenek, halen bütün Türk dünyasında yaşatılmaktadır. Türk dünyasında Nevruz ile ilgili bir diğer tören de Hızır-ı Nebi (veya Hızır-İlyas, Hıdırellez) inancıdır. Hz. Hızır ile Hz. İlyas’ın buluştuğu gün, günümüzde de Anadolu’da ve Anadolu dışındaki coğrafyalarda büyük bir katılımla kutlanmaktadır. Türk millî kültüründe Nevruz, aynı zamanda bir ‘yeniden doğuş’tur; ‘Ergenekon’dan Çıkış’tır. Ebulgazi Bahadır Han’ın ‘Türklerin Şeceresi’ isimli önemli eserinde ayrıntılı bir şekilde anlattığı Ergenekon Destanı, bu yeniden doğuşun destanıdır. Ergenekon’dan çıkışın tarihi de 21 Mart gününe denk gelmektedir. Bu nedenle Türkler, 21 Mart tarihinde hem yeni yılın gelişini, hem de yeniden doğuşu kutlamaktadırlar. Ana hatları ile Ergenekon Destanı şu şekildedir: Türk illerinde Gök-Türk oku ötmeyen, Gök-Türk kolu yetmeyen bir yer yoktur. Bütün kavimler birleşerek Gök-Türklerden öç almak için yürürler. Gök-Türk Kağanı İl-Kağan’ın çocukları çoktu. Savaşta hepsi öldüler. İl-Kağan’ın o yıl evlendirdiği küçük oğlu Kıyan (Kayan) ile yeğeni Negüş (Tukuz) kurtuldular. Bu ikisi eşleri ile birlikte sığındıkları yere Ergenekon adını verdiler. Zamanla çoğalarak bu sığındıkları yere sığmaz oldular. Atalarının eski yurtlarını geri almak için çeşitli yollar aramaya başladılar. Fakat, dört tarafı dağlarla çevrilmiş olan Ergenekon’dan bir çıkış yolu bulmak zordu. Nihayet, demir madeni ile kaplı olan dağların zayıf bir noktasını tespit ederler. Buraya büyük ateşler yakarlar ve büyük körükler kurarlar. Demir dağları eritirler. Börteçine isimli bir Bozkurt’un önderliğinde Ergenekon’dan çıkarlar. Yeni bir başlangıç, yeniden bir doğuş demek olan bu tarihî gün 21 Mart’a tekabül etmektedir. Türklüğün yeniden doğuşunun, bağımsızlık ülküsünün sembolü olan Ergenekon’dan çıkış; ateşin yakılması, demirin eritilmesi ve Bozkurt’un yol göstermesi motifleriyle günümüzdeki Nevruz kutlamalarının da temelini oluşturmuştur. Nevruz ateşi Türkün bağımsızlık ateşini, örste demir dövülmesi Türkün çelikleşmiş iradesini ve nihayet Bozkurt da Türkün uyanıklığını, çevikliğini ve atikliğini temsil etmektedir. KAYNAKÇA ÇAY, Abdulhaluk, Türk Ergenekon Bayramı Nevruz, Ankara, 1993. GENÇ, Reşat, “Türk Tarihinde ve Kültüründe Nevruz”, Nevruz, Yayına Hazırlayan: S. K. Tural, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 1995, s. 15-23. GÜLER, Ali ve Diğerleri, Türklük Bilgisi, 2. Baskı, Türk Metal Sendikası Türk-Ar Yayınları, Ankara, 2001. GÜZEL, Abdurrahman, “Türk Kültüründe Nevruz ve Milli Birlik-Beraberlik”, Nevruz ve Renkler, Yayına Hazırlayanlar: S. K. Tural, E. Kılıç, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 1996, s. 167-181. KAFALI, Mustafa, “Türk Kültüründe Nevruz ve Takvim”, Nevruz, Yayına Hazırlayan: S. K. Tural, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 1995, s. 25-29.

http://www.diyemediklerim.com/turkun-yenigunu-ergenekondan-cikis-t48228/index.html?s=27f81c8227e44cd678da47ab6497d1d7&

Henüz Yorum Yok »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. URI'nin geri izlemesini yap.

Yorum yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.

WordPress.com'dan blog alın.