Ekonomi kötüye gidiyor, aile içi şiddet artıyor, toplumdaki kutuplaşma her geçen gün şiddetini artırıyor, korsanlar yüzünden sanatçılar artık albüm yapamıyor
Kısacası her sektörde sorunlar bir çığ gibi büyüyerek hayatımızın üzerinden geçiyor. Biz de konuyu uzmanlarına sorduk. �Daha huzurlu bir toplum olabilmemiz için ne yapmamız gerekiyor?� İşte yanıtları!
Sosyolog Ünsal Oskay (Televizyon sorunu)
Eğitimsizlerin sırtı Sıvazlanmasın
Bugün insanların sürekli izlediği evlilik programları, daha önce izlenen pop star yarışmaları, dünyanın 36 ülkesinde yayımlanıyordu. Dünya artık tek bir model insan üretmeye başladı. İnsanlara, �Sen de yapabilirsin. Müzik eğitimi görmeden, ortaya çıkıp sen de hayatını şarkıyla değiştirmeyi düşünebilirsin. Eğitim almadan dansçı, baleci, sütun yazarı olabilirsin, sevmeden, kim olduğuna bakmadan, bak bol parasıda varmış evlenebilirsin� dedirtiyor. Medya insanı teşvik ediyor. Türk insanı yere saçılmış cıva taneleri gibi. Toplumun işleyişi, herkesi tek başına bırakma, önemsiz kılma, aynı sorunları paylaşsa bile o sorunları çözmek için biraraya gelmeyi düşünmeme mantığına dayanıyor. Bu yüzden de böyle bir toplumda herkes bilinmek, fark edilmek, görünmek için çırpınıyor.
Televizyon da böyle bir toplumu �Senin de şansın var. Niye olmasın?� diyerek sıvazlıyor. Sıradan insana, �Hiçbir kusurun fazla değil. Bütün bu kusurlarla birlikte pekala Kaf Dağı�nın arkasında iyi sultanın açtığı yarışmaya katılabilirsin. Kız orada seni bekliyor� deniyor. Yani medya sistemin hem yaratıcısı hem ürünü. Artık bugün aile, okul yok, onun yerine medya var.
İnsanın doğumundan erişkin yaşına kadarki sosyalleşme süreci eskiden aile, arkadaş grubuyla olurdu.
Feyza Hepçilingir (Dil sorunu)
İlgi Türkçe�ye dönmeli
1980, yalnız Türkiye�ye değil, Türkçe�ye de yapılan bir darbeydi. Türkçe�nin yükseliş grafiği bu tarihten sonra inişe geçti. Türk Dil Kurumu kapatılarak Türkçe başsız bırakıldı. Yerine ve aynı adla kurulan kurum, en azından başlangıçta, çok hatalı davrandı. Türkçe�nin yerleşmiş, benimsenmiş yazım kurallarını yerinden oynattı. Türkçe yerinden oynatılan yazım kurallarıyla uğraşırken rüzgârlar ABD�den yana esişini hızlandırdığı için, İngilizce�den gelen sözcükler karşısında Türkçe savunmasız kaldı. Üstüne internet geldi, cep telefonu mesajlaşmaları bindirdi, TV dizileri yamuk bir Türkçe�yi modalaştırdı; Türkçe iyice kan kaybetmeye başladı. İngilizce� nin önem kazanması, İngilizce�ye yönelen ilgi, dönüp anadilimizi yeniden keşfetmemizi, daha çok sevmemizi, iyice sahiplenmemizi sağlayabilirdi. Tam tersi oldu. Sanki bir hevesle İngilizce öğrenen herkes, öğrendiği her sözcüğe karşılık Türkçeden bir sözcüğü feda etmek zorundaymış gibi, kendi dilini yoksullaştırdı.
Eğitim de yüzünü Türkçe�den İngilizce�ye çevirince Türkçe iyice gözden düştü. Üstelik bunların hiçbirine değmedi; Türkçe�yi iyi bilenin İngilizce�yi de iyi öğreneceği hesaba katılmadığı için İngilizce de doğru dürüst öğretilemedi. Ne yapılmalı? İlginin yeniden Türkçe�ye dönmesi sağlanmalı. Bireysel çabaların yetmeyeceği düşünülmeden, bu dili kendi dili sayan herkesin Türkçe�yi korumak ve zenginleştirmekle yükümlü saymalı. Ayrıca bireysel önlemlerle de kalmayıp, hükümetin yetkili birimleri ve sivil toplum kuruluşları Türkçe�yi zendirici uygulamalar ve yaptırımlar uygulaması ve yeni reformlar getirmesi gerekiyor.
Sedat Özkan (Ensest İlişki problemi ve halk psikolojisi)
Cinsellik tabu olmaktan çıkarılsın
Yeni yeni gazetelerde okuduğumuz ensest ilişkiler hakkındaki haberler aslında olayların yeni başladığını göstermiyor. Türkiye�de böyle bir rakam söyleyebileceğimiz bir araştırma elbette yok ama kişisel fikrim insanı şaşırtacak derecede fazla olduğu yönünde. Konu fazlasıyla hassas ve kesin yargılarla yaklaşılacak bir konu değil. Hem patalojik hem adli bir konu olan ensest ilişki vakaları, kapalı toplumlarda, daha ilkel yaşam tarzlarında ve feodal yapılarda görülüyor. Aile yapısı çok içiçe geçmiş yani çok nüfuslu ailelerin bir arada yatıp kalktığı durumlar, üst benliği oluşmamış ilişkilerde ortaya çıkması muhtemel. Ensest haberlerinin son zamanlarda çok fazla yazılıp çizilmesi, bir taraftan tacize uğrayan kişilerin cesaret edip seslerini çıkarmalarına neden olurken, diğer taraftan tacizde bulunan kişilerin daha dikkatli olmalarına neden olacaktır. Ensest sorununun çözümünün doğrudan bir matematiği yok. Çünkü patolojik nedenleri var. Ancak cinsel bilgilerin çocuklara doğru verilmesi, cinselliğin tabu olmaktan çıkarılması, kadına dişi olarak değil kişi olarak bakılmasıyla çözülecektir. Ayrıca ensest ilişki mağdurları dışlanırım korkusuyla kimseye bir şey söylememeyi tercih ediyorlar, bu düşünceden çıkıp en yakın yardım kuruluşuna her şeyi anlatmalı ve olaya müdehale edilmesini sağlamalıdır. Birçok ailede ağabeyin kız kardeşine tacizini ya da babanın kızına tacizini anne görüp gözyumuyor. Bunun ekonomik ya da toplumsal ayıplanma nedenleri var. Bunların ortadan kalkması zaman alacak bir durum.
HİKMET ULUĞBAY (Kutuplaşma Sorunu)
Toplumdaki kutuplaşmayı, bireyler kendiliklerinden yapmazlar. Bu genellikle kurumların amacını aşan söylemlerinin ürünleridir. O yüzden, başta siyasi partiler olmak üzere toplumdaki gerginlik noktalarını besleyecek davranışlardan kaçınmaları gerekir. Eğer bir yerde bir gerginlik varsa, bunun nedenlerini bir toplum olarak araştırmak lazım. O toplumdaki gerginlik de şiddete dönüyorsa, şiddete asla ve asla izin vermemek gerekir. Demokrasilerde fikirler çatışabilir. Bir toplumda şiddet varsa, birçok şey yanlıştır. Eğitim sisteminden tutun, aile ilişkilerine, aklınıza ne gelirse, o ilişkilerin oluşmasında ciddi noksanlıklar var demektir. Bir yasayı siyasete araç olarak kullanmak, inanca yapılacak en büyük saygısızlık. Bunun dışında Türk ekonomisini dünya kırgınlıklarından uzak tutabilecek veya dünya kırgınlıklarının Türk ekonomisini minimum etkileyecek önlemlerinin alınmaması da ciddi bir yaradır. Kutuplaşmanın içinden çıkılmasının yolu, herkesin aklı-selim sahibiyle düşünüp taşınıp bu gerginliği nasıl azaltabiliriz diye kafa yormasıdır.
Mehmet Güleryüz (Sanat Sorunu)
Önce sanatın anlaşılması gerekiyor
Sorun sadece müzik, sinema ya da tiyatrodan ibaret değil. Sanatın kendisinin Türkiye�de anlaşılamaması, kişilerin hayatından bir yer edinememesi problem. Bugünün ve geçmiş dönem hükümetleri hiçbir zaman sanat politikalarının olmadığı gibi bu konudan hep kaçmak istediler. Çünkü bilmedikleri konu onları sürekli korkuttu. Sanatın hayatın içinde rahatlıkla gezinebilmesi için ilkokuldan itibaren çocuklara sanat derslerinin verilmesi gerekiyor. Sanatı sezme ve değerlendirme dersleri, bir çizgiden resime, bir adımdan dansa, bir kelimeden şiire nasıl gidileceğini öğretmeli ve bunlar boş derslerle geçiştirilmemeli. Cumhuriyetin ilk yıllarına gidin, girdiğiniz her evde mesleği olmadığı halde piyano çalan, resim yapan insanlar görebilirdiniz. Bunların yeniden yapılandırılması gerekiyor. Sorun bu dersleri vermeklede bitmeyecek çünkü eğitmenlerin ve müfredatları hazırlayanların top yekün yeniden eğitilmesi gerekiyor.